izmir kanser ve beslenme

Kanser oluşumu birçok nedene bağlıdır. Genetik faktörler kadar yanlış beslenme de kansere yol açan nedenlerden biridir. Yapılan çalışmalar; beslenmenin, çoğu kanserlerde % 10 ile % 70 arasında etkili olduğunu göstermektedir. Henüz genlerimizi değiştiremesek de, beslenmemizi düzenleyerek kanserden korunabiliriz. Kötü beslenme, hareketsizlik ve obezite kanser riskini arttırırken, doğru beslenme, fiziksel aktivite ve ideal bir kilo bu riski %30-40 oranında azaltmaktadır. Özellikle sağlıklı beslenme mide, kolon ve meme kanserlerine karşı koruma sağlamaktadır.

Kanser Riskini Arttıran Faktörler

* Sigara içmek

* Bakteri ve virüs enfeksiyonlarının hızlı gelişmesi

* Çok miktarda yapay kimyasallarının alınması

* Aşırı alkol alımı

* Radyasyona maruz kalma

* Düzensiz yaşam, çok eşlilik

* Aşırı yağ ve yağlı besin alımı

* Taze sebze ve meyvelerin az alınması

* Posalı (lifli) besinlerin az alımı

* Olumsuz çalışma koşulları

* Tuzlanmış, tütsülenmiş, dumanlanmış besinlerin aşırı alımı

Meyve ve sebze tüketimini ihmal etmeyin!

Meyve ve sebzeler beta-karoten, C Vitamini, E vitamini ve Selenyum içerir. Bu öğeler antioksidanttır ve hücreleri hasardan korur. Birçok sebze ve meyve posa ve fitokimyasallar için düşük yağ ile alındığında mükemmel birer kaynaktır. Lutein brokoli ve koyu yeşil yapraklı sebzelerde bulunur. Lykopen domateste bulunur ve bu fitokimyasallar kanserle savaşmada rol alırlar.

Kuru baklagiller ve tam tahıllar Posadan zengin, yağdan fakir bir diyet kolon ve rektum kanserine karşı koruyucudur. Posa bağırsaktaki kanser yapıcı maddeleri kendi bünyesine alarak vücudumuzdan atılmasını sağlar. Kompleks karbonhidratları ve posadan zengin besinleri daha çok tüketmeye çalışın. Kabuğu ile yenilebilir meyveleri, kuru baklagilleri, sebzeleri ve tam tahıl ürünlerini tercih edin.

Yağ tüketimine dikkat !

Her türlü yağın fazla alınması özellikle meme, prostat, testis, rahim, yumurtalık ve kalın bağırsak-rektum kanserlerinin oluşum riskini arttırmaktadır. Kanserojen maddeler (kanser yapıcı) yağ içinde birikir ve fazla yağ alımı bu maddelerin vücuda girişini artırır.

Cinsiyet hormonları yapısal olarak yağa benzerler. Yağın fazla alımı bu hormonların çalışma düzenini bozar.

Çoklu doymamış yağ asitlerinden zengin sıvı yağlar uygun şartlarda saklanmazsa kolay okside olurlar. Oksidasyon sonucu oluşan öğeler bağışıklık hücrelerinin yıpranmasına neden olarak kanser riskini arttırırlar. Hayvansal yağlarda genellikle doymuş yağ, kolesterol ve kalori yüksekken bol posalı besinler düşüktür. Besinleri düşük yağlı özellikle de doymuş yağdan fakir şekilde tüketmeye çalışın. Haftada en az 2 gün balık tüketimi omega 3 yağ asidi alımı açısından önem taşımaktadır.

Proteinler

Aşırı et, dolayısı ile hayvansal proteini çok tüketen ülkelerde meme, rahim, prostat, kalın bağırsak-rektum, pankreas ve böbrek kanserleri, hayvansal proteini az tüketen ülkelerden daha fazla görülmektedir. Yağsız hayvansal protein tüketiminin kanserle ilişkili olmadığı bilinmektedir. Yağsız et, süt ve benzeri besinlerin tüketimi kanser riskini arttırmaz.

Alkol kullanımı

Fazla bira içenlerde kalın bağırsak-rektum kanseri daha fazla görülür. Sert içkileri fazla tüketenlerde, ağız, baş ve boyun kanserleri sık görülür. Alkol tüketimi fazla olanlarda karaciğer kanseri sık görülür.

Sigara

Alkol alımı sigara ile birleştiğinde; ağız, gırtlak, boğaz ve yemek borusu kanseri risklerini artırıcı etki göstermektedir. Kadınlar meme kanserinden korkarken akciğer kanserinden ölme oranının daha fazla olduğunu unutmamalılar.

BAZI BESİNLERDE BULUNAN ÖZEL MADDELER VE KANSER

Özellikle ailesinde kanserli birey olan ve kansere yatkınlığı olanlar, sigara içenler ve kirli havalı kentlerde oturanların bu besinleri fazlaca tüketmelidirler.

Proteaz engelleyiciler; Soya fasulyesi, mercimek, kuru fasulye, nohut, taze fasulye, bezelye, vb.

Oksitlenmeyi önleyiciler; Meyveler, ceviz, fındık gibi sert kabuklu meyveler

Biyoflavanoidler; Turunçgiller, kayısı, karadut, kızılcık, kiraz, vişne, kuş üzümü, üzüm

Kükürtlü maddeler; Lahanalar, karnabahar, ıspanak, pazı, turp, pancar yaprakları, şalgam ve yenebilen otlar, sarımsak, soğan, pırasa

Selenyum; baklagiller, balık, ay çekirdeği, soğan, turp, sarımsak, mantar, yumurta

Omega 3; sardalye, uskumru, somon, ceviz, keten tohumu, semizotu

Çinko : En zengin kaynakları, ay çekirdeği, su ürünleri, etler, mantar, yumurta ve kuru baklagillerdir. Yeterli düzeyde çinko alımı, A vitamininin etkisini ve savunma sistemini güçlendirerek kansere karşı koruyucudur.

Kalsiyum; süt, yoğurt, peynir, dondurma, yeşil yapraklı sebzeler ve kuru baklagillerdir. Kalsiyum, kemik ve kalın bağırsak kanser riskini azaltır.

Yapılan hatalar

EKMEK; Gereğinden çok alınıp küflendirme Küf toksinlerinden karsinojenler oluşabilir

MISIR, BULGUR, PİRİNÇ,YARMA, KURU MEYVELER,FISTIK, FINDIK, CEVİZ, VB.; İyi kurutmama, nemli yerlerde saklama, açıkta satılan yerlerden alma ve uzun sürede bitirilmesi Küf toksinlerinden karsinojenler oluşabilir

TUZLANMAMIŞ PEYNİRLER VEKAVURMA; İyi saklamayarak küflendirme Küf toksinlerinden karsinojenler oluşabilir

SÜT, YOĞURT; Aydınlık yerde bekletme Vitamin kaybı olur

PATATES; Aydınlık yerde bekletilerek çimlenmesi, yeşillenmesi Zehirli maddeler oluşur

ETLİ, YUMURTALI, SÜTLÜ YEMEKLER; Hazırlandıktan sonra odada bekletme Zararlı mikroplar çoğalır, vitamin kayıpları oluşur

HAZIRLANMIŞ YİYECEKLER; Açıkta bekletme, sinek ve haşere teması Zararlı mikroplar oluşabilir.

TENEKE VEYA KUTUDA SALÇA; Açıldıktan sonra kutuda bekletme Minerallerin yararlılığı azalır, kurşun miktarı artar.

YOĞURT, PEKMEZ, SALÇA,REÇEL, TURŞU, VB.; Boşalmış deterjan ve ilaç kovalarında, sırlı kaplarda, boyalı plastiklerde saklama Kurşun ve kanser yapıcı diğer maddeler besine geçer

Kanser riskini arttıran besinler;

• Yağda kızartılmış besinler

• Tuzlanmış besinler

• Tütsülenmiş besinler

• Nitrit, nitrat eklenmiş besinler; (salam, sucuk, sosis gibi) yenildikten sonra midede nitrozaminlere dönüşürler. Nitrozaminler kimyasal kanserojendirler. Bu tür besinlerle birlikte C vitamininden zengin bir besinin tüketilmesi (meyve, salata, domates vb) nitrozamin oluşumunu engelleyerek kanser riskini azaltır

Özetle nasıl beslenmeliyiz?

Egzersize önem verin! Obezite meme, kolon, safra kesesi ve uterus kanseri ile ilişkilidir. Vücut ağırlığının en iyi kontrol yolu fiziksel aktiviteyi devam ettirmek ve porsiyon büyüklüklerinizin kontrolü ile olur. Doğru kilo ve vücut kompozisyonuna sahip olmalıyız.

Basit karbonhidratlar yerine kompleks karbonhidratlar tüketmeliyiz.

Kırmızı eti haftada 2 kereden fazla tüketmemeli, balığı ise haftada 2-3 kere tüketmeliyiz

Yağ tüketimine dikkat etmeliyiz.

Günde en az 5 porsiyon sebze ve meyve tüketmeliyiz.

Pişirme ve saklama tekniklerine özen göstermeliyiz

nutra system down sendromu

Down Sendromu çocuğunuzun vücudundaki hücrelerin 46 yerine fazladan bir kromozoma, yani 47 kromozoma sahip olmasıdır. Down Sendromu bir hastalık değil genetik bir farklılıktır.
İnsan vücudunu oluşturan hücrelerin çekirdekleri, kromozomlarla birbirlerine bağlanmış olan genlerden oluşmuştur. İşte bu genler ve kromozomlar fizyolojik ve kişilik yapımızın ana unsurlarıdır, dolayısıyla çocuğunuzun fazladan sahip olduğu bir kromozom onun hayatını etkileyecektir. Kromozom anomalilerinin çoğunda embriyo gelişemez. Down Sendromu embriyonun gelişimini tamamlayabildiği bir durumdur.

Çocuğunuzun fiziksel görünümü diğer çocuklardan biraz farklı olabilir, bir takım sağlık sorunları bulunabilir. Fakat unutmayın ki, bazı çocukların sarı saçlı, bazılarının mavi gözlü olması gibi sizin çocuğunuzun da Down Sendromlu olması bir genetik farklılıktır.

Down Sendromu konusunda iki şey kesindir. Birincisi, Down Sendromunun kaynağı anne-baba değildir ve hamilelik öncesi veya sırası olan hiç bir şey çocuğun Down Sendromlu doğmasına yol açmaz. İkincisi, diğer çocuklar gibi Down Sendromlu çocukların da kendilerine özgü kişilikleri, yetenekleri ve düşünceleri vardır. Diğer çocuklar gibi onlar da farklı kişiliğe sahip bir birey olarak büyüyeceklerdir.
Dünyanın her yerinde ve tüm insan ırklarında Down Sendromu mevcuttur ve zamanla ortaya çıkan bir durum değildir. Down Sendromlu insanların, insanoğlunun oluşumundan beri var olduğu düşünülmektedir. Dolayısıyla Down Sendromunu yaşamın doğal bir parçası olarak kabul etmek yanlış olmasa gerek.
Hastalıkta kilo almaya meyil vardır. Eğer dikkat edilmez ise aşırı kilo almaya doğru eğim oluşabilir. Onun için dengeli ve düzenli beslenmesine yönelik programlar oluşturulmalıdır. Hareket kabiliyeti ve fiziki gelişimi için yoğun kilo alması engellenmelidir.

Bebeklik döneminde kas güçsüzlüğüne bağlı olarak emme güçlüğü yetersiz beslenmeye yol açabilir. Bebek beslenirken kucakta dikçe tutulmalı ve böylece sütün soluk borusuna kaçması önlenmelidir. Beslenme sonrası bebek 5-10 dakika kucakta tutularak emme sırasında yuttuğu havanın çıkması beklenmeli, daha sonra bir süre de sağ yanına yatırılmalıdır. Down sendromlu çocuklarda, bazen burun tıkanıklığı da emme zorluğuna yol açabilir. Bu nedenle burun sık sık temizlenmeli, gerekirse doktorun önerisi doğrultusunda burun damlası kullanılmalıdır.
Şişmanlık çocuğun fiziksel aktivitesini azaltacağından bebeklik çağından itibaren aşırı kilodan kaçınılmalıdır. Kas tonusunun zayıflığı nedeni ile hareketlerinde zorlanan bebeğe aşırı kiloların getireceği yük, onun bazı hareketleri becerebilmede daha da gecikmesine yol açar. Dengeli beslenme, yüksek kalorili yiyeceklerden kaçınma ve devamlı egzersiz konularında anne babalar bilgilendirilerek, hayatın tüm evrelerinde sorun olabilecek aşırı kilodan çocuklarını koruyabilmeleri ve uygun beslenme alışkanlıklarını kazandırmaları için yardımcı olmak gereklidir. Yeni doğan ve bebeklik çağındaki Down sendromlu bebeklerde kas zayıflığına ve hareketsizliğe bağlı olarak kabızlık sıkça rastlanan bir şikayettir. Uygun beslenme rejimleri ile önlenebilir.

doğumdan hemen sonra bebeğe ayrıca özel ilgi olmalıdır. Fiziki gelişiminin desteklenmesi için uzman fikrine ihtiyaç olabilir. Dış görünüşünü ve hareket kabiliyetini daha olumlu hale getirebilmek adına bir takım tedavi metotları sağlanabilir. Örnek olarak; ayna karşısında çocuğun mimiklerinin gelişmesini sağlayıp, bu kaslara hareketlilik sağlanabilir. Yine dil ya da ağız çevresinde buz gezdirme yöntemi ile duyarlılık artırılabilir. Down sendromunda fiziki tedavi hastaya önemli ölçüde yardım sağlar ve zihinsel açıdan da yarar sağlayabilir.

diyetisyen isil ustaoglu hemsire cisem samakay nutra

8 Mart Dünya Kadınlar Gününe Özel Diyetisyen Işıl USTAOĞLU ve Hemşire Çisem ŞAMAKAY’ın hazırlamış olduğu yazı dizisi…

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 1948’de sağlığı, “Yalnızca hastalık ya da sakatlığın olmaması değil ruhen ve sosyal bakımdan tam bir iyi olma durumudur.’’ Olarak tanımlamıştır. Sağlıklı kadın; sağlıklı gebe, sağlıklı çocuk ve sağlıklı toplumdur. Kişinin bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hâlidir.” olarak tanımlamıştır. Sağlık insanın yaşamdaki en önemli gerçeğidir. Sağlık, üzerine düşülmesi titizlikle dikkat edilmesi gerekir. Beden sağlığı gün içerisindeki temel kuralların bilinerek uygulanması sağlığımızı korumayı ve diğer insanlarla sağlam ilişkiler kurmayı sağlayacaktır. Bu kuralların en başında sağlıklı beslenme, temizlik, zihinsel çalışma, düzenli uyku, sigara, uyuşturucu, alkol vb. maddelerden uzak durmak geliyor.

Sağlık İçin Gerekli Olanlar

Hijyen, temizlik gereksinimi sağlığımızı olumsuz ortamlardan korumaktadır.

Sağlığımızın korunabilmesi için hava şartlarına, doğa ve yer koşullarına göre giyinilmesi şarttır.

Beslenme alışkanlığı çok önemlidir. Sağlıksız besinler ve insan vücuduna zararlı maddelerin olduğu gıdalar tüketildiğinde vücudumuzun tepkisi oranında hastalıklar baş gösterecektir. Günlük su tüketiminin eksiksiz yapılması ve günde bir bardak süt içilmesi çok yararlı olacaktır. Balık ve protein depolayabileceğimiz besinler tüketmemiz bizi daha sağlıklı kılacaktır.

Hareketli olmak bizi enerjik ve zinde tutacaktır. Belirli günlerde gerçekleşen spor eylemleri ve sabah yürüyüşleri sağlığımız açısından çok önemlidir. Hareket kabiliyetini yitirmiş bir beden kilo kaybına veya aşırı kilo alımına kadar birçok hastalığı da beraberinde getirecektir. Günün belirli aralıklarında da vücut egzersizleri yapılmalıdır.

Uyku düzenimizin sağlıklı olması vücudumuzu birçok hastalıktan koruyacaktır. İnsan metabolizmasının zarar görmemesi, zihnin berrak bir şekilde çalışabilmesi için düzenli uyku şarttır.

Gündelik yaşamımızda stres ve depresyonu engellemek için olumlu alışkanlıklar kazanmak bizi ayakta tutacaktır. Ruhsal olarak keyif aldığınız bir işle ilgilenmek, spor yapmak, doğa yürüyüşlerine çıkmak veya arkadaşlarla vakit geçirmek faydalı olacaktır.

Sigara gibi zararlı maddelerden uzak durmak sağlığımız açısından oldukça yararlı olacaktır. Birçok uzmana göre sigara içen bireylerin içmeyenlere göre daha az yaşadığı ve hayatının belirli dönemlerinde birçok hastalığa yakalandığı hatta öldüğünü belirtmektedir.

Yaşlara Göre Kadınların Yaptırması Gereken Testler

13-18 yaş grubunda fizik muayenede meme gelişimi, pubik ve koltuk altı kıllanma evreleri, cinsel aktivite başladıktan sonra yıllık pelvik muayene ve pap smear testi yaptırılmalıdır. Yüksek riskli grup olarak belirlenen bayanlardan kan sayımı, idrar tahlili, cinsel yolla bulaşan hastalıkların taraması, kan şekeri ve lipid tayini yaptırılmalıdır.

19-39 yaş grubunda fizik muayenede boyun, tiroid, karın, meme muayenesi yapılmalıdır. Pap smear muayenesi 1-3 yılda bir kez yapılmalıdır. Yüksek riskli grupta kan sayımı, idrar tahlili, cinsel yolla bulaşan hastalıkların taraması, kan şekeri ve lipid tayini, mamografi, barsak kanser taraması yapılmalıdır. Cinsel olarak aktif ise 25 yaşa kadar her yıl, 26-39 arasında yüksek risk grubunda ise her yıl klamidya testi yapılmalıdır. Tiroid testleri 35 yaşından sonra 5 yılda bir tekrarlanır. Kardiovaskuler risk açısından yüksek tansiyon, obezite, şeker hastalığı açısından bakılmalıdır. Kan basıncı 2 yılda bir ölçülmeli ve işitme testi 19 yaşından itibaren her 10 yılda bir tekrarlanmalıdır. Diş muayenesi yılda bir kez yapılmalıdır. Tetanoz ve difteri aşı takvimi uygulanır. Riskli grupta grip, sarılık, kızamık, kabakulak ve kızamıkçık aşıları önerilir.

40-64 yaş grubunda fizik muayene öncesi alternatif ilaç kullanımı, fiziksel aktivite, diyet, alkol ve sigara tüketimi, cinsel yaşam sorgulanmalı. Boyun, tiroid, karın, meme muayenesi yapılmalıdır. Pap smear muayenede 1-3 yılda bir kez alınmalıdır. Tiroid testleri 5 yılda bir tekrarlanmalıdır. Mamografi 50 yaşa kadar 2 yılda bir, 50 yaş sonrası her sene yapılmalıdır. Kolesterol 45 yaş sonrası 5 yılda bir yapılmalıdır. Yıllık büyük tuvalette gizli kan taramasına ek olarak her 5 yılda sigmoidoskopi veya 10 yılda bir kolonoskopi yapılmalıdır. Açlık kan şekeri 45 yaş sonrası 3 yılda bir yapılmalıdır. Diyet ve yemek alışkanlığı ve egzersiz programı önerilir. Kalsiyum ve folik asit alımı önemlidir ve kendi kendine meme muayenesi yapılmalıdır. Göz muayenesi 2-4 yılda bir yapılmalıdır.

65 ve üstü yaş grubunda alternatif ilaç kullanımı, fiziksel aktivite, diyet, alkol ve sigara tüketimi, cinsel yaşam, boyun, tiroid, meme muayenesi yapılmalıdır. Pap smear 1-3 yılda bir kez alınmalıdır. Mamografi 50 yaşa kadar 2 yılda bir, sonrasında her sene yapılmalıdır. Kolesterol 45 yaş sonrası 5 yılda bir yapılmalıdır. Yıllık büyük tuvalette gizli kan taramasına ek olarak her 5 yılda sigmoidoskopi veya 10 yılda bir kolonoskopi yapılmalıdır. Açlık kan şekeri 45 yaş sonrası 3 yılda bir yapılmalıdır. Kolesterol 2 yılda bir bakılmalıdır. Yılda bir kez göz muayenesi ve diş muayenesi yapılmalıdır. Kardiovaskuler risk açısından yüksek tansiyon,obesite, şeker hastalığı açısından uzman yardımı alınmalıdır.

Tüm bu bilgilerin ışığında hastalıklara göre beslenme biçimleri birbirinden farklıdır. Kadınlarda en fazla görülen hastalıklar beslenme alışkanlıklarının yanlış olması sebebiyle obezitede artış ile sinyalleri veriyor. Yanlış beslenmeye bağlı kilo alımı ile hormonal değişiklikler de bir araya gelince özellikle genç kızlarda ve kadınlarda görülen polikistik over sendromunda saç dökülmeleri, tüylenme, sivilcelenme, uzun süre regl olamama veya sıklıkla regl olma gibi sıkıntıların eşliğinde kansızlığı yani anemiyi de tetikleyici yönde etki yapmaktadır. Kanser, menapoz, depresyon, kemik erimesi (osteoporoz),  diyabet (şeker hastalığı), kardiyovasküler hastalıklar da günümüzde birçok kişinin mücadele ettiği rahatsızlıklardır.

Genetik faktörleri değiştirmemiz henüz mümkün olmadığı için öncelikle yaşam kalitemizi arttırmaya yönelik olarak beslenme biçimimiz başta olmak üzere fiziksel aktivitemizi de sorgulayarak yaşamımıza yön vermeliyiz. Haftada en az 150 dk yürümeye gayret göstermeliyiz. Günlük 10.000 adım atmayı hedeflemeli aşamalı olarak hedeflerimize ulaşmak için gayret göstermeliyiz.

Yazımızın başında da belirtildiği gibi her yaş grubuna özel olan testleri yaptırmalı hastalıklara yakalanmadan önce tedbirler alınmalıdır. Unutulmamalıdır ki erken teşhis hayat kurtarır.

Gebelik sürecinden itibaren başlayan beslenme maratonunda daha sağlıklı bireyler yetiştirmek açısından annenin beslenmesinin öneminin yanında aslında gebeliğe başlamadan önceki süreçte sağlıklı beslenmeyi alışkanlık haline getirmek yumurta kalitenizi bile değiştirecektir.

Peki beslenmemizde nelere dikkat etmeliyiz diyorsanız başlıca olarak;

-Besin çeşitliliğine önem vermeli

-Her besin grubundan doğru porsiyonlarda tüketim yapmalı

-Su tüketiminizi günde en az 2 litre olacak şekilde organize etmeli

-Öğün atlamamalı

-Uzun süreli açlıklardan uzak durmalısınız.

Özetle beslenme yaşamımızı tümünü etkileyen bir unsurdur. Sağlıklı toplumlar yetiştirmek istiyorsak araştırmalı, bilgiyi doğru kaynaklardan almak için çabalamalıyız.

 

gizli gizli yemek yeme

Fazla kilo şikayetimiz olduğunda sağlığımızdan çok, dış görünüşümüzü başkalarına benzetmeye çalışmakla ilgileniyoruz. Özellikle bahara ve yaza doğru artan zayıflama merakımız sadece toplum için yaşadığımızın bir kanıtı. Fakat atladığımız nokta televizyon veya reklamlarda gördüğümüz vücutlara benzemek yerine kendi ideal kilomuza gelmek, korumak, doğru beslenmeyi ve sporu alışkanlık haline getirmek bizi daha sağlıklı olma yolunda götürecektir.

Çoğu zaman diyet yaptığımızı çevremizden saklıyoruz. Alacağımız tepkiden korkuyoruz. Aslında buna mecbur bırakılıyoruz. Bir kere yemekten bir şey olmaz, bunu ye öğlen yemezsin demek, can boğazdan gelir demek,  bunu yedikten sonra hareket edersin spora gidersin demek kişiyi amacından uzaklaştırmaktır. Amacından uzaklaşan insanlar kaçamak yapma sıklığı en yüksek olan kişilerdir. Halbuki diyet yapmak sağlıklı beslenmeyi seçmek olumsuz bir seçim değildir. Kişiler özellikle diyete başladıkları ilk haftalarda motive olmak konusunda zorlanıyor. Gün içerisinde toplumda sürekli yediklerini kısıtlayan bireyler gün sonunda yediklerinden mutlu olmayan, gizli saklı yeme eğiliminde oluyorlar.

Peki bu durumdan kurtulmak için ne yapabilirsiniz?

  • Sağlıklı beslenmeyi hedeflediyseniz, bu hedeflere sizi ulaştıracak olan diyetisyeninizle iş birliği yaparak bu süreci daha kolay ve mutlu geçirebilirsiniz.
  • Hayır demeyi öğrenin. Kişileri güzel bir dille hayır deyin.
  • Ana ve ara öğünlerinizi ihmal etmeyin. Öğün atlamayın.
  • Ara öğünlerinizi sosyal ortamlara katılmadan önce organize etmeye çalışın.
  • Hedefler koyun fakat hedeflerinizde gerçekçi olun. Gerçeklerden uzaklaşmak motivasyonunuzu düşürür.
  • Hedeflerinize giden yolda fedakarlık yapmaktan kaçınmayın.
  • Düşük kalorili diyetlerden uzak durun.
  • Zayıflama çayları, zayıflama hapları, tek tip beslenme sağlığınızla oynamanıza neden olur.Sizi ideal kilonuza ulaştıracak olan tek şey dengeli ve düzenli beslenmenin yanı sıra mutlaka düzenli egzersiz yapmaktır.
  • Hayatınızı planlayın.
  • Planınıza sadık kalın.
  • Hareket etmeyi ihmal etmeyin.
nutra system pekmez tahin

Şekerden önce, Türk tatlılarının vazgeçilmezleri arasında yer alan tahin ve pekmez, binlerce yıldır beslenme kültürümüzün ve damak zevkimizin en önemli tatlı besinlerinden biri haline geldi. Tahin, hücreleri yenileyerek gençlik kaynağı olmaktan antidepresan görevine kadar pek çok özelliğe sahipken, pekmez ise enerji sağlaması, kemik gelişimi ve sağlığına olan yararı, kan yapıcı özellikleri ile öne çıkmakta.

Tahin, susamın ezilmesi ve kavrulması ile elde edilen susam yağıdır. İçerisindeki yağ miktarı yüksek gibi görünse de 16 g’ın sadece 2 g’ı doymuş yağlardan oluşmaktadır. Kalan kısmı kalp sağlığı açısından da olumlu etkileri ile bilinen doymamış yağlardan oluşmaktadır. İçerdiği doymamış yağlar kalp sağlığını korurken, kalsiyum ve magnezyum da kan basıncının düşürülmesine yardımcı olur. 2 yemek kaşığı tahin yetişkin bir bireyin B1 vitamini ihtiyacının % 30’unu, magnezyum ihtiyacının % 24’ünü, fosfor ihtiyacının % 22’sini, demir ihtiyacının % 14’ünü, kalsiyum ihtiyacının % 12’sini karşılamaktadır. Yüksek miktarda B vitamini içeriğinden dolayı sinir sistemi üzerinde olumlu etkileri bulunmaktadır. Yorgunluk, halsizlik, sinir hali gibi durumlarda tahinin olumlu etkisi bulunmaktadır.

Susam içerdiği sesamin ve sesamol gibi lignanlar sayesinde kolesterol düşürücü etkiye sahip olduğu gösterilmiştir. Aynı besin öğelerinin varlığı susamın kendisi için de geçerlidir. Ancak dış kabuğu nedeniyle vücut tarafından emilimi daha zordur. Tahin olarak tüketilmesi bu nedenle de avantajlıdır.

Tahinin hücreleri yenileme ve yara iyileşmesi üzerinde de olumlu etkileri bulunmaktadır.

Pekmez, içerisinde ticari glikoz katılmadığı ve katkısız olduğu sürece beslenmede ölçülü tüketilmek kaydıyla bulunması önemlidir. Saf şeker sadece basit karbonhidrat içerir, vitamin mineral içermez. Pekmez saf şekerden daha düşük enerji içermekle birlikte besin değeri oldukça zengin bir tatlıdır. Pekmez; kalsiyum, demir, fosfor, potasyum, sodyum, bakır ve magnezyum minerallerini içerir. Pekmezde ayrıca B grubu vitaminlerinden B1, B2 ve niasin bulunmaktadır.

Köy, kasaba gibi yerlerde pekmez üretimi geleneksel yöntemlerle yapılmaktadır. Burada düşük sıcaklıklarda uzun süre yapılan ısıtmalarda hidroksi metil furfural (HMF) seviyesi düşük olurken, kısa sürede ürün elde etmek için yüksek sıcaklıklarda ısıtılan pekmez üretimlerinde yüksek HMF değerlerine ulaşılmaktadır.

Yapılan araştırmalar HMF’nin yüksek dozda alınmasıyla, üst solunum, göz, deri ve mukozayı tahriş edebileceğini söylemektedir. Bunun dışında genotoksik etkisi olan bu bileşen, DNA üzerinde baz ve şeker modifikasyonu, tek çift zincir kırıkları, DNA protein çapraz bağlanması gibi lezyonlara sebep olup hasara yol açmaktadır. HMF üzerine yapılan başka bir çalışmada da, fazla miktarda tüketimle beraber tümör oluşum riskini arttırdığı gözlenmiştir.

Modern yöntemde pişirme işlemi vakum altında yapılmalıdır. Bu pekmezlerde yanma daha az olduğundan karemelizasyon da daha düşük düzeyde veya tamamen ortadan kalkmaktadır. Önerilen yöntem de budur. HMF’nin yüksek olması pekmezin çeşidine göre değil, üretim tekniğine göre değişim göstermektedir.

HMF, sadece pekmezde değil, üretimleri doğru yapılmayan bal, reçel gibi karbonhidrat yönünden zengin ürünlerde de sorun olarak karşımıza çıkabilmektedir. Ayrıca yine sizin de pekmez, bal gibi ürünleri pişirmemeniz veya yüksek ısıdaki süt vb. besinlere eklememeniz gerekmektedir.  

Tahin ve pekmez’i tek tek mi yoksa birlikte mi tüketildiğinde daha faydalıdır?

Tahin ve pekmez tek tek tüketildiğinde oldukça sağlıklı olmasının yanında; birlikte tüketildiğinde de besin değeri açısından oldukça doğru bir ikilidir.

Tahin ve pekmezi tüketirken dikkat etmesi gereken kişiler kimlerdir?

Diyabet ve hipoglisemisi olan bireyler: Şeker hastalarının pekmez tüketimlerini sınırlamaları gerekir. Bu da diyabet hastalığında yaşanan şeker dengesi hassasiyetinden dolayıdır.

Fazla kilolu ve Obez kişiler: Tahin pekmez yüksek miktarda enerji içerdiğinden fazla tüketildiğinde kilo alımına yardımcı olabilmektedir. Bu yüzden kilosuna dikkat eden, fazla kilosu olan bireylerin uygun miktar ve sıklıkta tüketmesini tavsiye ediyorum. Obez bireyler, her besinde olduğu gibi tahin pekmezi de miktar kontrollü tüketmelidirler.

Dumping sendromlu bireylerde: Kana hızlı karışması özelliğinden dolayı çok özel beslenmeyi gerektiren “dumping sendromu” gibi durumlar için de tüketimi sınırlandırılmalıdır.

market alisverisi

Çağımızın hastalığı olan obezite birçok kişinin sağlığını tehdit ediyor. Türkiye’de 3 kişiden 1’i obez… Hareketsiz yaşam, dengesiz ve düzensiz beslenme, vücudunuzun temel olan ihtiyacını karşılayacak yararlı besinler yerine karbonhidrat, yağ ve tuz içeriği yüksek besinleri tüketmek obezitenin temellerini oluşturmaktadır. Kardiyovasküler hastalıklar, diyabet, böbrek rahatsızlıkları gibi birçok hastalığa öncü olmaktadır.

Sağlıklı yaşamaya karar verdiysek bu yolda ilerlerken planlı olmanız gerekmektedir. İlk iş doğru beslenmeyi ve fiziksel aktiviteyi organize etmekten geçiyor. Mutfağınızda sağlıklı yemekler pişirmek için zaman ayırmak, günlere göre besinleri organize etmek, yemeklerin içeriğini diyetisyeninizle planlamak, farkından olmadan yaptığınız yanlışların düzeltilmesi ve yeniden düzenlenmesi konusunda size yol gösterecektir bu açıdan işinizi kolaylaştıracaktır. Planladığınız öğünlerin içeriklerine karar verdikten sonra sıra alışverişe geliyor.

Alışverişte dikkat etmeniz gerekenler nelerdir?

  • Alışverişe giderken mutlaka tok karnına gitmenizi öneririz.
  • Tok karnına alışverişe gittiğinizde yemek yeme dürtünüz daha az olacağından kalorisi yüksek atıştırmalıklardan alma olasılığınız da düşecektir.
  • Alışveriş listesi oluşturmaya özen gösterin.
  • Gerekirse kategorilere ayırın. Bu sizin zamanınızı doğru kullanmanızın yanı sıra gereksiz alışverişin de önüne geçecektir.
  • Besin çeşitliliği sağlıklı beslenmenin temel prensipleri arasında yer alır.
  • Rengarenk, farklı besinleri tercih etmeniz vitaminler ve antioksidan bileşenler yönünden zengin beslenmeniz demektir.
  • Sebze ve meyveleri mevsiminde yemeğe özen göstermelisiniz.
  • Sağlıklı tercihlerin anahtarı bilinçli tüketici sayısının artışı ile mümkündür.
  • Paketli ürünlerde etiket okuyun. Özellikle Son kullanma tarihi (SKT) , Üretim tarihi (ÜT), raf ömrü gibi besinin tazeliği konusunda bilgi veren noktalara dikkat etmelisiniz.
  • Gramaj, net ağırlık, süzme ağırlık diyet yaparken porsiyon kontrolü açısından önemlidir.
  • Gıda alerjisi veya gıda intöleransı olan bireylerin mutlaka ürünün içeriğinde hangi maddelerin kullanıldığını bilmesi bu riski azaltacaktır.Örneğin ; çilek, fındık, fıstık, süt, gluten..vb.
  • Özellikle light ürünlerin karbonhidrat içerikleri mutlaka incelenmelidir. Yağ oranları azaltılırken, karbonhidrat içerikleri arttırılabiliyor. Nasıl olsa light ürün diyerek tüketimler aratabiliyor.
  • Enerji ve besin öğelerinin bilgisi kalori cetvelinden dikkatlice incelemelisiniz. 100 gramda kaç kalori enerji (kcal), kaç gram protein, karbonhidrat ve yağ içeriyor. Örneğin ; günlük şeker limiti 25 gramdır. Tükettiğiniz şeker oranı 25 gramın üzerinde ise zamanla fazla kalori alımı kilo alımına neden olmaktadır. Etiket okumak farkındalık demektir.
  • Gıdanın saklama koşullarına dikkat edilmeli doğru muhafaza yöntemleri kullanılmalıdır. Soğuk zincir kırılmamalıdır.
  • Organik bir ürün tercih edecekseniz mutlaka bandrollü olmasına dikkat edilmelidir.
palm yagi

Son günlerde sık sık adını duyduğumuz ve üzerinde çokça konuşulan palm yağı aslında bizim yeni tanıştığımız ve kullandığımız bir yağ olmamakla beraber sadece çikolatada değil, kek, bisküvi, dondurulmuş patates ve mantı, sabun, cilt losyonu, ruj, bebek maması ve bebek bezi gibi sık kullandığımız pek çok üründe yer alıyor. 

Palmiye yağının yılda yaklaşık 28 milyon tonluk üretimi ile dünya çapında en çok üretilen yağlar sınıfında soya yağından sonra ikinci sırada geldiği görülüyor. Bunun nedeni olarak palmiye yağının diğer yağlara göre dayanıklı ve ucuz olması gösteriliyor.

PALM YAĞININ ÖZELLİKLERİ NELER?

700-1000 ppm ile en zengin karoten kaynağı olarak kabul edilir ve toplam karoten miktarının %90’ınını beta ve alfa karoten oluşturur.
Antioksidan özelliği olduğu bilinmektedir.
%10 çoklu doymamış, %40 tekli doymamış ve %50 doymuş yağ asitlerini içererek bütün yağ türlerinin bileşimini oluşturur.
Trans yağ asitlerini içermez.
Omega-6 yağ asidini içerir.

FAO (Dünya Gıda ve Tarım Örgütü) ve WHO’nun (Dünya Sağlık Örgütü) ortak kuruluşu olan uluslararası CODEX Allimentarius Komisyonu tarafından, 17 yemeklik yağ çeşidinden biri olarak da kabul edilmiştir.
Palm yağı, trans yağlar içeren sofralık margarinler ve hayvansal katı yağlara oranla daha az doymuş yağ asidi içeriyor, LDL kolesterole etkisi bakımından ise diğer sıvı yapılardan daha kötü, ancak tüm diğer katı yağlardan daha iyi.

Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi’nin raporunda palmiye yağının doğal kırmızı renginin sökülmesi ve kokusunun ortadan kaldırılması için yüksek sıcaklıklar uygulandığı belirtiliyor. Bu işlem de atık maddelerin oluşumuna neden oluyor. Bu maddelerin hazmı sonucunda da tümör oluşumuna yol açtığı düşünülen glisidol oluştuğu görülüyor.

Belirtmek gerekir ki ister rafine edilmiş olsun isterse soğuk sıkım, bütün bitkisel yağlar 180 °C üzerinde çeşitli oranlarda kanserojen madde oluştururlar. Yani yemek hazırlarken yağ aşırı ısıtılmamalı. Soğuk sıkım zeytinyağını da çok ısıtırsanız, içerisinde kanserojen bileşik oluşur. Ayrıca kızartma işlemi, rafinasyon işleminden bağımsız olarak başka kanserojen bileşiklerin(akrilamid) oluşmasına neden olur. Dolayısıyla sadece, palmiye yağı içeren hazır gıdalara odaklanmak yerine, bütün rafine bitkisel yağlara şüpheyle bakmak gerekir. Şu an piyasadaki bitkisel yağların kanserojen madde miktarının kabul edilebilir sınırlar içerisinde olup olmadığını bilmiyoruz…

2016 yılında Avrupa Gıda Güvenliği Ajansı’nın (EFSA) palmiye yağına ilişkin yayınladığı araştırmada ise 200 derece üzerinde ısıtılan palmiye yağının diğer bitkisel yağlardan daha fazla kanserojen madde taşıdığı için tehlikeli olduğu belirtilmiştir. Ancak araştırmada palmiye yağının tüketilmemesine dair herhangi bir tavsiye yer almamış, risk seviyesinin daha iyi değerlendirilmesi gerektiği söylenmiştir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) de palmiye yağının potansiyel riskine dikkat çekmiş ancak gıdalarda kullanılmasına bir kısıtlama getirmemiştir.

Sonuca gelecek olursak EFSA çalışması hangi doz ne yapıyor riskini belirlemek için yapılır. Bir madde endüstride kullanılınca toksik testleri yapılır. Gıda da rastlanınca insana ne kadar ulaşıyor diye araştırılıyor. Risk her zaman var. Önemli olan izleniyor mu ve yönetiliyor mu? Vücudumuza aldığımız her maddenin fazlasının olumsuz sonuçlara sebebiyet verebileceği unutulmamalı. Önemli olan nokta tükettiğimiz her ürün için tüketim sıklığı ve miktarıdır.

PALM YAĞI NERELERDE KULLANILIR?

*Bazı çikolatalara pürüzsüz ve parlak bir görünüm sağlamak ve erimesini önlemek için eklenmiştir.
*Palmiye yağı margarinin oda sıcaklığında katı halde bulunması için kullanılır.
*Dondurulmuş pizza hamurlarında yapışmayı engellemek için ilave edilir.
*Dondurmaya pürüzsüz ve kremsi bir yapı katmak için eklenir.
*Paketlenmiş ekmeklerde de oda sıcaklığında katı olduğundan, pişmesi kolay olduğundan ve ucuz olmasından dolayı tercih edilir.
*Vejetaryen ve vegan ürünlerinde de bulunabilir.
*Sabun, deterjan gibi temizlik ürünlerinde bulunur.
*Şampuanlarda ise, çoğu şampuanın saçlardan sıyırdığı doğal yağları geri getirmeye yardımcı olmak için kıvamlandırıcı ajan olarak kullanılır.
*Palmiye yağı rujlarda da erimesini engellemek ve pürüzsüzlük sağlamak için tat verme gibi bir özelliği de olmadığından dolayı çok fazla tercih edilir.
*Bir üründe palmiye yağının bulunup bulunmadığını ise etiketine bakarak anlayabiliriz. Etiketinde: Palm Yağı, Palmitic Asit, Palmeate, Palm yazıyor ise bu ürün palmiye yağı içeriyor demektir. ‘Bitkisel yağ içerir’ ibaresinin yazıldığı birçok üründe de bulunduğu unutulmamalıdır.

yariyil tatilinde beslenme

Sömestr tatili için gün sayan çocuklar beslenme tercihlerini genellikle fast food ürünlerden yana kullanmaktalar. Ailelerin bu sebeple çocuklarını doğru bir şekilde yönlendirmesi gerekmektedir. Çocukların zihinsel ve bedensel gelişimi için besin çeşitliliği büyük bir öneme sahiptir. Çocuğunuz için bugün seçtiğiniz besinler yarın büyümesi ve daha sağlıklı bir yaşam sürdürmesi için zemin oluşturacaktır.

Sizce çocuklarınızın beslenme alışkanlıkları üzerinde etkili olan etmenler nelerdir?

Tat duyusunda genetik faktörlerin dışında çocukların beslenme alışkanlıkları öncelikle ailede kazandıklarına göre şekillenmektedir. Evde pişirilen sebzeler,tüketimlerin çeşidi,sıklığı,arkadaş çevresi,reklamlar hepsi de bu alışkanlıkların oluşmasına katkı sağlar.

Tatil için zamanı organize eden aileler aktivite seçenekleri arasına çocukların daha çok fiziksel aktivitesini destekleyecek yönde program yapmalıdırlar. Bilgisayar oyunları,televizyon veya telefon gibi oturarak vakit geçirmek hareketsiz yaşamı destekleyerek obeziteyi kaçınılmaz kılmaktadır.Alışveriş merkezlerinde geçirilen vakitlerde restaurant ve cafe kısmında tercihleriniz fast food olmamalıdır.Çocuklar yemeklerini evde tüketip öyle dışarıya çıkarılmalıdır.Sağlıklı ara öğünler tercih edilmelidir. Sinema aralarında mutlaka patlamış mısır, şekerleme, çikolata, bisküvi veya gazlı içecekler yönünde olan seçimler yerine taze meyveler, süt veya süt ürünleri ve kuruyemişler tercih edilmelidir. Çocukların günde 2 ile 3 porsiyon süt ve süt ürünleri tercih etmesi kemik, diş gelişimi açısından önemlidir.

Özetle beslenme hayatımız için ayrılmaz bir parçadır. Dengeli ve düzenli beslenme alışkanlıkları edinmiş çocuklar ileride sağlıklı yetişkinler olacaklardır. Sağlıklı toplumlar için doğru beslenme alışkanlıkları ve yeterli fiziksel aktivite olmazsa olmazlar arasındadır.

nutra system diyetisyen

Yaşınız,boyunuz,cinsiyetiniz,kilonuz ve sağlık sorunlarınız göz önünde bulundurulmadan hazırlanmış diyetleri uyguladığınızda zararını kısa vadede değil uzun vadede görmeniz çok yüksek olasılıktır.Oluşacak sağlık sorunları sadece kas gruplarını değil,iç organları da etkileyebilir ve geri dönüşü olmayabilir. Kalp ve damar hastalıkları, böbrek rahatsızlıklar uzun süre yanlış beslenmenin de tetiklediği sağlık sorunlarıdır. İdeal kilo kaybı aylık maksimum 4 kg civarında olmalıdır. Yavaş ama kalıcı. Hızla verilen kilolar hızla fazlasıyla geri alınmaktadır.

 ANA ÖĞÜNLERDEN BİRİNİ ATLARSAM KOLAY KİLO VERİRİM

Aksine metabolizmanın yavaşlamasına sebep olarak kilo artışını tetikler.

NE KADAR AZ UYURSAM, O KADAR HIZLI KİLO VERİRİM.

Sağlıklı bir insanın günde ortalama 6-8 saat uyuması gerekir.

SAAT 19:00 SONRA BİR ŞEYLER YERSEM KİLO ALIRIM.

Saat 19:00’dan önce ana ögün, yatmadan 2 saat önce ise ara öğün tüketilmesini öneriyor.

AÇKEN FİZİKSEL AKTİVİTE YAPARSAM ÇOK KİLO VERİRİM.

Vücutta hiç bir enerji kaynağı yokken yapılan aktivite tamamen kas yıkımına sebep olur.

AÇKEN LİMON VEYA GREYFURT SUYU İÇERSEM YAĞ YAKARIM.

İçeriğindeki C vitamini yağ yakıcı olsada açken tüketildiğinde mideye zarar verebilir.

HER DİYET PROGRAMI GÜVENİLİRDİR.

Beslenme konusunda konuşanların çoğu uzman değildir. Bu yüzden bir diyetisyene danışmanız daha sağlıklı olur.

KİLO YÖNETİMİ PROGRAMINDA 3 BEYAZA YER YOKTUR.

Karbonhidratlar ve tuz eksikliği metabolik faaliyetleri azaltır ve bağışıklığınız zayıflar. Bu yüzden belirli miktarlarda tüketilmelidir.

LIGHT ÜRÜNLERİN KALORİSİ YOK, ÇOKCA TÜKETİLEBLİR.

Her yiyeceğin ve içeceğin kalorisi vardır. Ancak light ürünler diğerlerine oranla daha düşük enerji ve yağ içerirler.Etiket okuma alışkanlığı edinilmeli ve light ürünler mutlaka kalori cetveline bakılarak değerlendirilmelidir.

SAĞLIKLI BESLENMEDE KIRIMIZI ETE YER YOKTUR.

Kırmızı et hiç bir besinde bulunmayan vitaminler ve kaliteli protein içerir. Bunlar diyetin temel taşlarıdır.Proteinler vücutta dokuların yapım ve onarımından sorumludur.

VERİLEN KİLOLAR HIZLA KİLO ALINIR.

Sağlıklı bir programı ile alışkanlık haline getirilen beslenme sonucu verilen kilolar geri alınmaz.

ZAYIFLAMA İLAÇLARI İLE HIZLA KİLO VERİLEBİLİR.

Karaciğer başta olmak üzere birçok organı etkileyerek sağlıklı çalışmasını engeller ve ciddi rahatsızlıklara sebep olur.

ELMA SİRKESİ İÇERSEM YAĞLARIMI ERİTİRİM.

Yağ yakımına etkisi bilinmez ama içerisindeki asit mide asiditesini artırarak ülsere varan rahatsızlıklara sebep olabilir.

ÇAY,KAHVE VE ÇORBA VÜCUDUMUN SU İHTİYACINI KARŞILAR.

Her gün 2 litre su vücuttan atılmaktadır. Bu sebeple suyu sadece su olarak içine hiçbir madde karıştırmadan tüketmemiz gerekir.Çay ve kahve fazla tüketiminden kaynaklı di üretik etki yapabilir.Bu da vücuttan daha fazla suyun atılmasına sebep olur.

kismevsimindebeslenmeizmirdiyetisyen

Kış mevsimini hissetmeye başladığımız şu günlerde yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması sağlığımızın korunması açısından önem taşımaktadır.

Kış mevsiminde havaların soğuması ile birlikte beslenme şeklinde değişikliler olmakta, genellikle yağlı ve şekerli besinlere eğilim artmaktadır. Kış aylarında kapalı ortamlarda daha fazla vakit geçirilmekte, fiziksel aktivite yoğunluğunda azalma olmaktadır. Kış mevsiminde fiziksel aktivitenin az olması, gecelerin uzaması nedeni ile televizyon başında fazla zaman geçirilmesi ve besinlerin atıştırılması gibi nedenlerden dolayı vücut ağırlığında istenmeyen yönde değişiklikler olabilmektedir. Genellikle yaz aylarında dikkat edilmeye başlanan kilo kontrolü, kış aylarında yerini ihmalkârlığa bırakır. Birçok insan, kalın giysiler içerisinde kilolarını daha rahat saklayabileceklerini düşünerek, sağlıklı beslenme alışkanlıklarından uzaklaşırlar.

KIŞ AYLARINA YÖNELİK SAĞLIKLI BESLENME ÖNERİLERİ

  1. Yaşamın her döneminde yeterli ve dengeli beslenme sağlığın korunması için esastır. Bu nedenle, dört besin grubunda bulunan çeşitli besinler en az 3 ana ve 3 ara öğünde yeterli miktarlarda alınmalıdır.
  2. İmkânlar dâhilinde her gün mevsiminde bol meyve ve sebze tüketilmesi önerilmektedir. Kış aylarında vücut direncini artırmak ve vücuda yeterli miktarda vitamin ve mineral alınmasını sağlamak için sebze ve meyve çeşitlerinden yararlanılması gerekmektedir. Savunma sistemini güçlendirici özelliği olan A ve C vitamini gibi antioksidan vitaminlerden zengin, havuç, brokoli, kabak, lahana, karnabahar, maydanoz gibi sebzelerin yanı sıra kış aylarında bolca bulunan portakal, mandalina, elma, greyfurt gibi meyvelerin tüketimi önemlidir.
  3. Gerek C vitamini ihtiyacının karşılanmasında gerekse de sıvı alımına katkı sağlaması açısından taze sıkılmış meyve sularının tüketilmesi de önemlidir. Meyve sularının tüketiminde önemli olan sıkıldıktan hemen sonra tüketilmesidir. Çünkü meyve suyunun bekletilmesi C vitamininin azalmasına neden olmaktadır.
  4. E vitamini de bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde etkilidir. Soğuk algınlığı ve diğer enfeksiyonlara karşı vücut direncini arttırmakta, A vitamininin okside olmasını da engellemektedir. E vitaminin iyi kaynakları olan; yeşil yapraklı sebzeler, fındık ceviz gibi yağlı tohumlar ve kuru baklagillerin yeterli miktarlarda tüketilmesi önemlidir.
  5. Kış aylarında mahrum kalınan güneş ışınları, vücudun D vitamini gereksiniminin karşılanamamasını neden olmaktadır. Kemik ve diş sağlığı açısından önemli olan D vitamini, güneş ışınlarıyla deri tarafından üretilen bir vitamindir ve besinlerde pek fazla bulunmaz. D vitamininin yanı sıra balık, beyin fonksiyonlarının gelişimi için gerekli çoklu doymamış yağ asitleri (omega 3), kalsiyum, fosfor, selenyum ve iyot mineralleri ile E vitamini için de iyi bir kaynaktır. Bu nedenle kış aylarında imkanlar dahilinde haftada 2-3 kez yenilmesi önerilmektedir.
  6. Kış aylarında genellikle meydana gelen beslenme alışkanlıklarının başında, daha yağlı yiyecekleri tüketmeye olan eğilimdir. Yağ tüketimine özellikle dikkat edilmeli, katı margarin ve tereyağından kaçınılmalı, yoğun yağlı etlerden uzaklaşılmalıdır.
  7. Kış aylarında vücut ağırlığı kontrolünün sağlamasında; basit karbonhidrat olan saf şeker ve şekerli besinler yerine kepekli ekmek, makarna, bulgur gibi tam tahıl ürünlerinin tüketilmesine özen gösterilmesi, enerjisi yüksek hamur tatlıları yerine sütlü tatlılar, meyve tatlılarının tercih edilmesi, hareketsizlik nedeniyle artan sindirim problemlerinin önlenmesinde posa içeriği yüksek kuru baklagillerin tüketilmesi (haftada 2-3 kez) ve düzenli fiziksel aktivite yapılması önemlidir.
  8. Genellikle kış aylarında özellikle çocukların sevdiği sebzeler azdır. Çocuklara pırasa, kereviz, ıspanak gibi kış sebzelerini zorlayıcı tavırlar ile yemek yemelerini sağlamak birçok anne için problemdir. Bu nedenle ısrar etmek yerine bu sebzeleri değişik şekillerde sunmak belki de daha faydalı olacaktır. Örneğin; kereviz yemeğini sevmeyen çocuğunuza, bu sebzeyi rendeleyerek, yoğurda karıştırmak, içine bir miktarda ceviz ekleyerek çocuğa sunmak, aynı şekilde ıspanak yemeğini sevmeyen çocuklara, ıspanağı bir iç olarak kullanarak; börek, poğaça ya da krep yapılması ve çocukların bu besinleri tüketmeleri sağlanmalıdır.

Vücut ısısını dengede tutabilmek için bol sıvı alımı gerekmektedir. Yeterli sıvı alımı vücutta oluşan toksinlerin (zararlı öğeler) atılması, vücut fonksiyonlarının düzenli çalışmasında, metabolizma dengesinin sağlanmasında ve vücutta pek çok biyokimyasal reaksiyonun gerçekleşmesinde son derece önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle, her gün en az 2-2.5 litre (12-14 su bardağı) su içilmeli, sıvı alımının karşılanmasında ıhlamur, adaçayı, kuşburnu çayı, açık çay gibi içecekler tercih edilmelidir.

Page 1 of 71 2 3 7

2015 © Tüm Hakları Saklıdır - Nutra System Polikliniği