insani-mutlu-eden-besinler

Seratonin triptofan aminoasidinden sentezlendiği için triptofandan zengin tüm besinler aynı zamanda sizi mutlu eden besinlerdir. Muz, kivi, ananas, mango, süt, yumurta, tavuk ve hindi eti başlıca triptofan kaynakları arasında gelmektedir.

Omega-3: Araştırmalar omega-3 yağ asitlerinin depresyon riskini azalttığını göstermektedir. Omega-3’ün en güçlü kaynağı balık yağıdır. Ayrıca ceviz, keten tohumu, chia tohumu da bir miktar omega-3 içermektedir .

Fitoöstrojen Besinler: Östrojen seviyesinin artışı serotonin seviyesini de arttırmaktadır. Bu konuda fitoöstrojen besinlerin başlıcaları; soya fasülyesi, kırmızı meyveler, kurubaklagiller ve keten tohumudur.

Kuru yemişler: İçerdikleri kaliteli yağlar serotonin hormonunun artışını sağlar. Kaliteli yağ kaynaklarının serotonin salınımını arttırdığı kadar trans ve doymuş yağlar da ters etki yaratmaktadır.

Resveratrol: 2014 yılında yapılan çalışma sonucunda resveratrolün antidepresan etki gösterdiği görülmüştür. Özellikle kırmızı üzüm, yer fıstığı ve ananasta bolca bulunan resveratrolün mutluluğunu arttırma dışında en büyük özelliği güçlü bir antioksidan olmasıdır.

Yeşil Çay : Flavonoid gibi polifenol içeriklerinden dolayı, stres ve depresyon yönetiminde olumlu bir etkisi bulunmaktadır.

nutra-system

İlacınız besininiz,besininiz ilacınız olsun demiş Hipokrat… Dengeli ve düzenli beslenme alışkanlığını hayatınızın tümüne yansıtmadıktan sonra vitamin veya mineral eksikleriniz olacaktır.Meyve ve sebzeyi  taze, zamanında,kendi vücudunuzun ihtiyaçlarına uygun porsiyonda tüketmek eksikleri önlemek için önemlidir.Emilim bozuklukları(İrritabl Bağırsak Sendromu(hassas bağırsak sendromu),Çölyak,Laktoz İntoleransı..vb.)veya ilaç etkileşimleri sebebiyle vitamin veya minerallerden istediğimiz yararı göremeyebiliriz.Besin takviyelerinin de kullanım zamanı,dozu çok önemlidir.Yemeklerden önce-sonra veya yemekle birlikte alınacağı konusunda doğru bilgi edinmek vitamin veya minerallerden daha çok verim almanızı sağlayacaktır.İlaç-ilaç etkileşimleri olduğu gibi besin-ilaç etkileşimleri de olduğu için doktorunuz veya beslenme uzmanınız önermediği müddetçe besin takviyesi kullanmayınız.Emilim bozuklukları  veya kan tahlilinde eksikliğin görülme durumunda yaş,cinsiyet farklılıklarına göre doktorunuzun uygun gördüğü besin takviyelerini önerdiği dozlarda tüketmenizi öneririz.

En sık kullanılan besin takviyeleri;

  • Omega 3(EPA-DHA) : Halk arasında balık yağı olarak bilinir.Beyin gelişimi,sinir sistemi için özellikle psikolojik hastalıkların tedavisinde kullanılır.Haftada en az 2 kez balık tüketmek omega 3 eksikliğinden vücudu koruyacaktır.Takviyelerden çok semizotu,balık,ceviz gibi besinlerle vücudu desteklemelisiniz.
  • D vitamini : Yağda eriyen vitaminlerdendir.Kemik sağlığı için vazgeçilmezler arasındadır.Kalsiyumla birlikte alımı emilimi arttırır.D vitamini vücuda besinler yardımı ile provitamin d şeklinde alınır. Besinlerle aldığımız d vitamini kaynakları :Karaciğer, balık, balık yağı, yumurta, tereyağı, peynir, mantar,süt.Güneş ışınları etkisiyle deri d vitamini sentezler.Günümüzde en yaygın vitamin eksikleri arasında gelir.
  • B12 vitamini : Suda eriyen vitaminlerdendir.Demirin ve folik asidin etkinliğini artırır.Doğal olarak yeşil yapraklı sebzeler ve kırmızı ette bulunur.Kronik yorgunluk,depresyon,sindirim ve emilim bozukluklarında takviye olarak verilebilir.
  • B9 vitamini (Folik asit) : Suya çözünen vitamindir.Doğal besinlerde bulunan şekli folat,ilaçlar ve işlenmiş besinlerde bulunan hali ise folik asittir.Kan hücrelerinin,hücrenin yapı taşının (sinir hücreleri)oluşumu gelişiminde önemli role sahiptir. Bu sebeple gebeliği düşünen kadınların gebelikten 3 ay önce kullanmaya başlaması ve gebeliğin 6. Ayına kadar düzenli kullanması gereken besin takviyelerinden biridir.
  • C vitamini : Suda çözünen vitaminlerdendir.Bu sebeple vücutta depo edilmez.Günlük olarak tüketilmesi gerekir.Fazlası idrarla atılır. C vitaminin doğal kaynakları; koyu yeşil yapraklı sebzeler,biber,turunçgiller(portakal,mandalina..),çilek’dir.
  • Multivitaminler : Bağışıklık sisteminizi destekleyerek ,günlük koşuşturmaca içinde eksik olabilecek vitaminlerin bir arada bulunduğu formlardır.Bir ay kullanıp bir ay ara vermek doğru olanıdır.
  • Kalsiyum: Kemik sağlığı,sinir sistemi ve kas sistemi için gerekli minerallerdendir.Kalsiyum kaynakları süt ve süt ürünleridir.
  • Demir : Kansızlık şikayeti ile takviyesi önerilir.Aşırı halsizlik,dilde kızarıklık,nefes darlığı eksikliğinin belirtileri olabilir.Kırmızı et,balık,yumurta,ciğer,kuru erik,bezelye,fasulye,pekmez,ıspanak,kabak,domates püresi veya salçası kaynaklarıdır.
  • Magnezyum: Kas sisteminin güçlenmesinde en az kalsiyum kadar önemli yere sahiptir.Sinir sisteminin de çalışmasında önemlidir.Emilim bozuklukları rahatsızlığı yaşayanlarda,sıcak havalarda terle kaybettiğimiz minerallerden olduğu için çok terleyenlerde eksikliği görülebilir.Kurubaklagiller,kuruyemişler,meyveler(incir,hurma ve muz..vb.),sebzeler (ıspanak,roka,pazı.. vb.)doğal kaynaklarıdır.
  • Çinko : Çinko; hücre metabolizması, protein üretimi, yaraların iyileşmesi, DNA oluşumu ve güçlü bağışıklık sistemi için temel bir mineraldir. Çinko en çok kırmızı et ve deniz ürünlerinde bulunmakla birlikte badem, fıstık gibi kuruyemişler, nohut fasulye gibi sebzeler çinko ihtiyacını karşılamaya yetecek kadar çinko içermektedir.Saç dökülmelerinde,alkol kullananlarda,demir takviyesi alanlarda,vejetaryenlarda,hamile ve emzikli kadınlarda takviye olarak verilebilir.
nutra-system-diyetisyen-grip

Soğukların kendini iyiden iyiye hissettirdiği kış mevsiminde soğuk algınlığı ve grip gibi üst solunum yolu hastalıklarının görülme oranı artar. Toplu alanlarda uzun süre geçirilen zaman nedeniyle de enfeksiyonların bulaşması maalesef tümüyle önlenemez. Ancak vücudumuzda enfeksiyona yol açan virüs, bakteri, mantar ile parazit gibi mikroorganizmaların zarar veren etkilerine karşı bizi koruyan bağışıklık sistemini güçlendirerek riski en aza indirmek mümkün olabilir. Bunun en önemli yolu ise bağışıklık sistemini güçlendiren besinleri soframızdan eksik etmemek.

1. Portakal ve Mandalin

C ve A vitamini vücutta hücreleri koruyucu özelliğe sahip antioksidan vitaminler arasında yer alır. İçerdikleri C ve A vitaminleri sayesinde kışın bağışıklık sistemini destekleyen en önemli besinlerden. Ayrıca kan şekerini hızlı yükseltmek gibi olumsuz bir etki de oluşturmaz. Ancak portakal suyu yerine portakalın kendisini tüketmeye özen gösterin. Bu hem lif, hem de şeker alımı açısından daha sağlıklı bir tercih.

2. Ispanak

Ispanak, içerdiği A ile C vitaminiyle güçlü bir antioksidan grubunda yer alır. Bu vitaminler sayesinde hücrelerimizi korur ve bağışıklık sistemimizin zayıflamasını önler. Özellikle C vitamini, A vitamininin kullanımını artırır. Ancak A vitamininin etkili olabilmesi için ıspanağı haşlayarak değil, içine yağ katılarak yapılmış sebze yemeği olarak tüketin. Çünkü A vitaminin kullanımı için yağ şart!

3. Balık

Balık hem protein hem de iyi bir selenyum ve çinko kaynağı. Selenyum özellikle hücre yaşlanmasını önler ve kalp sağlığını korur. Çinko da hücrelerin korunmasında önemli bir rol üstlenir. Balık ayrıca vücudun üretmediği ve bu nedenle mutlaka besinlerle alınması gereken omega 3 açısından oldukça zengin bir besin. Hastalık yapan bileşiklerin vücuttan atılmasına katkıda bulunan omega 3; en çok somon, uskumru ile ton balığında bulunur. Haftada 2-3 defa balık tüketmeyi ihmal etmeyin.

4. Maydanoz

Maydanoz askorbit asit olarak nitelendirilen ve vücudu enfeksiyonlara karşı koruyan C vitamininden zengin bir besin. C vitamini vücutta bazı toksik öğelerin etkisini de azaltır ve yara iyileşmesinde etkili olur. Maydanoz ödemin vücuttan atılmasında da etkisi olur. İster maydanoz suyu şeklinde, isterseniz salatalarda veya sabah kahvaltılarında bağışıklık sisteminizin güçlenmesi için sofranızdan eksik etmeyin.

5. Yumurta

Bağışıklık sisteminde görev yapan hücrelerin çoğalması ve yenilenmesi için proteine ihtiyaç var. Yetersiz protein alındığında doku yıkımı başladığı için bağışıklık sistemi de zayıflamaya başlar. Yumurta beyazı ise protein açısından oldukça zengin bir besin. Sarısı ise hem demir hem de yine iyi bir antioksidan olan A vitamini içerir. Yumurtayı haftada 4 kez tüketebilirsiniz.

6. Badem-Ceviz

Badem ile ceviz antioksidan özelliğe sahip olan E vitamini içerir. Bu özellikleri sayesinde de bağışıklığın korunmasında önemli bir rol üstlenirler. Tok tutma özelliği olan ceviz ve badem gibi yağlı tohumlar diyetlerde de sıkça kullanılır. Yine antioksidan olan, yara iyileşmesinde etkili çinko içeriğinden dolayı da tercih edilir.

7. Yoğurt

Vücudumuzdaki yararlı bakteriler olan probiyotikler içeren yoğurt özellikle bağışıklık sistemi için önem taşır. Bunun nedeni ise probiyotiklerin dışarıdan gelen mikroplara karşı vücudumuzu, özellikle de sindirim sistemimizi koruması. Vücutta yararlı bakterilerin çoğalması aynı zamanda zararlı bakterilerin vücutta yerleşmesini de önler. Probiyotikler kabızlık ve ishal gibi durumlarda da etkili olabilir. Ayrıca yapılan araştırmalar yoğurttaki B2 vitamininin bakteriyel enfeksiyonlara karşı vücudun direncini arttırdığı yönünde sonuçlara sahiptir.

8. Yeşil Çay

En önemli bitkisel antioksidanlardan kateşin ve polifenol içerdiği için immun sistem üzerinde çok etkilidir, hatta grip virüsünün vücutta yayılmasını önlediği saptanmıştır.

9. Karnabahar

C vitamini ve mangandan zengindir, bu nedenle oldukça güçlü bir antioksidan etkiye sahiptir. Vücudu serbest radikallerle karşı korur, bağışıklık sistemini güçlendirir.

10. Brokoli

İçerdiği sulforan maddesi ile antioksidan aktivite gösterir ve bağışıklık sistemini uyarır. C vitamin ve E vitamini bir arada içerdiği için bağışıklığı kuvvetlendirir.

11. Sarımsak

Sarımsak içeriğindeki alisin ve sülfür sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirmenin en ucuz yollarından biridir, bağışıklık sistemini güçlendirip virüs ve bakterilerin vücuda girmelerini önler.

12. Bitkisel Çaylar

Adaçayı taşıdığı uçucu yağlardan dolayı bakterilere, mantarlara ve virüslere karşı etkilidir. Soğuk havalarda solunum sistemimizin iyi bir destekçisidir. Kuşburnunda ise C vitamini oldukça yüksek düzeydedir hastalıklara karşı koruyuculuğu yüksek düzeydedir.

Paketlenmiş ve işlenmiş hazır gıdaların, kafeinin, alkolün ve sigaranın fazla tüketimi bağışıklık sistemini tehlikeye sokan zararlı alışkanlıklardır. Bunları azaltarak yerlerine tam gıdalar, bitkisel çaylar, taze meyve ve sebzeler koyun. Bu şekilde bağışıklık sisteminize ve vücudunuzun işleyişine destek verebilirsiniz.

logo

Erkek estetiğinde en fazla ilgi gören konuların biriside istenmeyen tüylerden kurtulmak. Özellikle erkeklerin rahatsız olduğu bölgeler; elmacık kemiği, kaş arası, ense, boyun, kol, erkek koltuk altı, erkek özel bölge (genital), kasık bölgesi, omuz, sırt, göğüs ve bacak bölgelerindeki kıllardan oluşuyor. Günümüz koşullarında erkekler, istenmeyen tüy ve batıklardan kurtulmak için lazer epilasyon tedavisine büyük ilgi göstermektedirler.

Erkekler, lazer epilasyon uygulamalarında kadınlara göre büyük avantaja sahiptirler. Kalın kıl kökleri, lazer ışınının enerjisinden daha fazla etkilendiğinden, işlem kıl köküne daha fazla tahribat yapmaktadır. Buna bağlı olarak erkek hastaların tedaviye hızlı cevap verdiği söylenebilir.

Lazer epilasyon yöntemi ile ortalama 6-10 seans gibi bir süreçte kıl kökleri tahrip edilerek tüylerin yok edilmesi hedeflenir. Kişi seyreltilmesini istiyorsa, uygulama 3 veya 5 seans yapıldıktan sonra bırakılarak kılların seyreltilmesi ve daha zayıf hale getirilmesi mümkündür.

Lazer Epilasyon uygulamasında erkekler ve kadınlar arasında farklılık yoktur. Hatta erkeklerin genelinde kıl köklerinin sert ve kalın olması, lazer ışını enerjisinden daha fazla etkilenir. Bu da erkekler için lazer epilasyon uygulamasında bir avantajdır. Gününümüzde uygulama yaptıranların yaklaşık %40-45 erkeklerdir.

Erkeklerde Lazer Epilasyon Yapılan Bölgeler

. Sırt Bölgesi (30dk-45dk) arası,

. Göğüs Bölgesi (30dk-45dk) arası,

. Kol (30dk-45dk) arası,

. Bacak (45dk-60dk) arası,

. Koltuk Altı (5dk-10dk) arası,

. Erkek Genital (özel) Bölge | Kasık Bölgesi (20-25dk) arası,

. Erkek Popo (20-25dk) arası,

. Kuyruk Sokumu (15-20dk) arası,

. Ense (5dk-10dk) arası,

. Boyun (5dk-10dk) arası,

. Elmacık(sakal üstü) (5dk-10dk) arası,

. Omuz (15dk-30dk) arası,

. Kulak (5dk-10dk) arası,

. Tüm Vücut (60dk-90dk) arasıdır.

izmirdiyetisyen

Fazla kilolarımızı saklamak için koyu renklerin arkasına sığınıyoruz çoğu zaman peki beslenme biçimimizde değişiklikler yaparak siyah rengi tercih etme sıkıntısından kurtulsak fena olmaz mı?Çünkü hayat tüm renkleri ile güzel ve yaşamaya değer..

Un

Doğru bildiğimiz yanlışlardan başlayacak olursak diyette ekmeği kesmek özellikle zayıflama evresinde doğru bir yöntem değildir.

  • Karbonhidrat grubu bir numaralı enerji kaynağımızdır.Vücudu uzun süre aç bırakarak bir anda karbonhidrat alımını kesmek doğru değildir.
  • Beyaz ekmeği lif kaynağı olan kepekli veya çavdar veya tam buğday ekmekle yer değiştirerek işe başlayabiliriz.
  • Daha uzun süre tok kalarak, tahıl grubundan gelecek B grubu vitaminlerden de faydalanmış oluruz.Önemli olan unla yapılan hamur işlerine hayatımızda yer vermemek,yağda kızarmış ürünleri tercih etmemek ve tüketimlerimizde porsiyon kontrolüne dikkat etmek gerekir.
  • Hareketsiz yaşama hayır diyerek fiziksel aktivitemizi arttıracak hobiler veya uğraşlar bulmak kendimiz için yapacağımız en güzel tercih olacaktır.

Tuz

Yemeğin tadına bakmadan tuz dökenlerden misiniz? Yoksa az tuzlu yiyenlerden misiniz?

  • Tuz konusunda kendinize hakim olamıyorsanız baharat kullanımını arttırmak tuz tüketiminizi azaltacaktır.
  • Özellikle yemekler piştikten sonra tuz ilave etmek ve sofrada tuzluğu bulundurmamak fazla tüketimin önüne geçecektir.
  • Yapılan araştırmalara göre tuz tüketimi iştahı açıyor,baharatlar bu yönden avantaj sağlıyor.
  • Dünya Sağlık Örgütü’ne göre günde 6 gramdan fazla tuz tüketimi önerilmemektedir.
  • Fazla tuz tüketimi başta yüksek tansiyon olmak üzere,kalp ve damar rahatsızlıkları ve ödem gibi birçok hastalığa sebep olabilir.
  • Fazla tuz tüketimi yanında az tüketimi de özellikle zihinsel gelişim için önem teşkil etmektedir.
  • Bu sebeple özellikle anne adaylarının ve çocuklarda iyot eksikliği olmamalıdır.

Şeker

Üç beyazın son halkası şeker özellikle şekerli gıdalar(tatlılar,şekerlemeler,asitli içecekler,hazır meyve suları..)sandığınızdan daha fazla enerji almanıza yol açabilir.

  • Eğer çay tiryakisi iseniz içtiğiniz her bir çay bardağı için attığınız bir küp şeker yaklaşık 20 kaloriye eş değerdedir.
  • Fazla şeker tüketimi insülin dengesini bozarak şeker düzeyinizde dalgalanmalara ailede genetik faktörlerle şeker hastalığına yatkınlık varsa şeker hastalığı yani diyabete davetiye çıkarabilir.
  • Özellikle doğru fırçalama yöntemleri uygulanmıyorsa dişlerin hızlı çürümesine sebep olur.
  • Dünya Sağlık Örgütü’ne göre günlük şeker tüketimimiz 25 gramı geçmemelidir.
  • Bilinçli tercihler yapmak açısından alışverişte etiket okumak çok önemlidir.
  • Karbonhidrat gramajına ek olarak şeker ilavesi yapılmış mı? tatlandırıcı kullanılmış mı? Glikoz şurubu kullanılmış mı? Tek tek incelenmelidir.
  • Özellikle şeker hastalarının bu konuda daha bilinçli olması gerekir.
  • Her şekersiz ürün şeker ilavesiz veya diyet ürünü demek değildir.Tatlandırıcılarda vücudumuzda şeker olarak algılanmaktadır.Bu sebeple bu ürünleri kullanırken mutlaka diyetisyene danışmanız gereklidir.
lazerepilasyon

“Etkili ve kalıcı tüylerden kurtulma yöntemi olarak bilinen lazer epilasyon için en uygun dönem sonbahar ve kış aylarıdır.”
Lazer epilasyon istenmeyen tüylerin kalıcı olarak yok edilmesi işlemidir. İstenmeyen tüylerden kurtulmanın ağda, tüy dökücü krem gibi birçok kalıcı olmayan yöntemleri bulunmaktadır. Ancak bu yöntemlerin kılların çıkış döngüsü ile beraber sık tekrarlanma gerekliliği bulunması, bazı kişilerde kıl batığı gibi problemlere sebep olması nedeniyle lazer epilasyon gibi kalıcı çözümler giderek artan sıklıkla tercih sebebi olmaktadır.
Lazer epilasyonda kıl köklerindeki kıla rengini veren hücreler lazer ışığını emer ve ışık enerjisi kıl köklerinde ısı enerjisine dönüşüp kalıcı tahribat oluşturur. Lazer epilasyon kıla seçici olarak tahribat yapmakta çevre dokuya zarar vermemektedir. Lazer epilasyonda kullanılan ışığın dalga boyuna göre çeşitli lazer sistemleri vardır. Günümüzde lazer epilasyon amacı ile en sık kullanılan sistemler alexandrite, buz lazer‘dir. Alexandrite dalga boyu beyaz tende ve koyu renk kıllarda etkili lazer ışığıdır. Deri rengi koyulaşınca ve kıllar incelince buz lazer (diode ütüleme) yöntemine geçilebilir. Bu nedenle lazer epilasyonda tek bir enerji sistemi ile tam başarıya ulaşmak güçtür. Seanslar yüz bölgesinde ayda bir olmaktadır ve ortalama 12-15 seans sürmektedir. Vücut bölgesinde seans aralıkları 1.5 ayda bir olmakta ve ortalama 8-10 seans sürmektedir. Kıl döngüsü hormonlardan etkilenen bir süreç olması nedeni ile hormon bozukluğu olan kişilerde, esmer tenlilerde ve ince kıl yapısına sahip kişilerde lazer epilasyon seans sayıları uzamaktadır. Bu yüzden kişiye bitme garantili seans uygulaması söylenemez.
Lazer epilasyon işlemi sonrası işlem bölgesinde geçici kızarıklık kaşıntı olabilmektedir. Bu etki ortalama 2 saatte gerilemektedir nadiren 2 güne kadar süren olgular vardır. İşlemden 2 hafta önce ve sonra güneşlenilmemesini tavsiye edilir.Bu nedenle özellikle Sonbahar Kış dönemi lazer epilasyona başlamak için ideal mevsimlerdir
Lazer’in çoğu zaman iyonize radyasyon gibi değerlendirilip sağlığa zarar vermesinden gereksiz yere korkulmaktadır. Oysa lazer ile İyonize Radyasyon arasında bir ilişki yoktur. Lazerin deriye uygulanması sırasında deri altındaki doku ve organlara herhangi bir etkide bulunduğuna dair bir bulgu da gözlenmemiştir. Çok güçlü epilasyon lazerleri ile dahi, etkili dozlarda bile ancak kıl kökü seviyesine dek ulaşılabilmektedir.

okul

6-10 yaş arası olan okul çocukları yavaş ancak sürekli bir büyüme gösterirler. Bu çağdaki beslenme şekli; çocuğun yaşına, cinsiyetine, vücut ağırlığına, fiziksel aktivite düzeyine göre düzenlenir. Bu çağ çocuklarında oluşturulan beslenme düzeni ve alışkanlığı yetişkinlik dönemindeki beslenme şekli için altyapı oluşturur. Bundan dolay ailenin bu dönemde çocuğa sağlıklı beslenme alışkanlıklarını öğretmesi, beslenme eğitimi vermesi çok önemlidir.

Okul çağı çocuklarına uygulanacak beslenme programının amacı, çocukların büyüme, gelişmelerini sürdürmeleri ve olumlu beslenme alışkanlıklarının oluşturulmasıdır. Çocuğun yeterli ve dengeli beslenmediğinin en önemli göstergesi büyüme ve gelişmesidir. Yaş ve cinsiyete göre percentil aralıkları takip edilerek büyüme ve gelişme izlenir. Yetersiz beslenme sonucunda büyüme ve gelişmeden geri kalınır, hastalıklara yakalanma riski artar. Özellikle sağlıksız beslenme sonucunda şeker hastalığı (diyabet), kalp hastalığı, hipertansiyon, obezite gibi hastalıkların görülme riski artar.

Okul çağı çocuklarında sık görülen beslenme sorunları; zayıflık, şişmanlık, demir eksikliği anemisi (kansızlık), vitamin yetersizlikleri, iyot yetersizliği, kabızlık ve diş çürükleridir. Son yıllarda obezitenin de artması ile bu gruba metabolik sendrom da dahil olmuştur.

Öneriler:

. Okul çocuklarının en önemli problemlerinden biri kahvaltı öğününün yapılmamasıdır. Kahvaltı, gece boyunca aç kalan vücut için elzem bir öğündür, bu yüzden günün en önemli öğünü olarak adlandırılır. Kahvaltı yapmayan çocuklarda dikkat azalması, öğrenme yeteneğinde azalma gibi okul başarısını etkileyecek olumsuzluklar görülmektedir. Bu yüzden her çocuk (aslında her insan) sabah ihtiyacı olan enerji ve besin ögelerini içerecek şekilde kahvaltı yapmalıdır. Kahvaltıda; süt, yumurta, peynir, zeytin, omlet/menemen, yeşillik, ekmek, evde yapılmış taze sıkım meyve suyu, tahıl gevreği gibi besinler birkaçı mutlaka bulunmalıdır.

. Yaşam boyu sürdürülecek beslenme alışkanlıkları bu evrede oluşur. Bu yüzden aile veya diyetisyen mutlaka çocuğa beslenme eğitimi vermelidir, besin piramitleri ile çocuğun aklında kalacak görsel yöntemler eğitim sırasında kullanılmalıdır.

. Ortalama olarak 6 öğün beslenme (kahvaltı, kuşluk, öğle, ikindi, akşam ve yatsı) çocuğun sağlıklı bir şekilde büyüme ve gelişmesini sağlaması açısından yeterli olacaktır.

. Beslenmede çeşitliliğe yer verilmelidir ve 4 besin grubundaki besinler de yeterli miktarda alınmalıdır. Böylece besin ve besin öğeleri eksiklikleri görülme oranı azalır.

  1. Süt, peynir ve yoğurt çocukların güçlü kemiklere, dişlere ve kaslara sahip olmak için gerekli olan protein, kalsiyum ve D vitaminini sağlar. Bu gruptan günde 2-3 porsiyon tüketilmelidir.
  2. Et, tavuk, balık, yumurta, kuru baklagiller güçlü kaslar ve sağlıklı kan için gerekli olan protein, demir, B vitaminleri ve bazı mineralleri sağlar. Bu besinlerin günde imkanlar dahilinde 2- 3 porsiyon tüketilmesi önerilmektedir.
  3. Ekmek, tahıl ve makarna B vitamini, demir, mineral ve posa içerir. Bunlar ayrıca iyi bir kompleks karbonhidrat kaynaklarıdırlar ve çocukların aktiviteleri için gereken enerjiyi sağlarlar. Bu grup besinlerden günde 6-9 porsiyon tüketilmesi önerilmektedir.
  4. Sebzeler ve kompleks karbonhidratlar A vitamini, C vitamini, ve posa içerir. Ayrıca belirli miktarlarda B vitaminleri, potasyum, kalsiyum ve diğer mineralleri içerir. Günde 3-4 porsiyon tüketilmesi önerilmektedir.
  5. Meyveler; çocukların cildi, göz ve diş eti sağlığı için gereken A ve C vitamini, potasyum ve diğer mineralleri içerir. Meyveler ayrıca karbonhidrat ve posa da içerir. Çocuklar genellikle doğal şeker kaynağı olan meyveleri severler. Günde 2-3 porsiyonmeyve yemeleri önerilmektedir.

. Çocukların okulda tüketebilecekleri ara öğünler evde hazırlanmalı ve beslenme çantası oluşturulmalıdır. Böylece çocuklar hem aç kalmazlar, kendilerini yorgun hissetmezler hem de okul başarılarında düşme görülme riski azalmış olur. Beslenme çantasına; sandviç, tost, sebze çubukları, ayran, meyve, ceviz/badem/fındık gibi yağlı tohumlar konulabilir.

. Çocuklara demli çay, kahve, gazlı içecek ve hazır meyve suları verilmemeli, bunların yerine su, süt, ayran gibi sağlıklı içecek alternatifleri sunulmalıdır.

. Bu dönemde çocuklarda kabızlık sık görülen bir sorundur. Bunun en önemli sebepleri; çocukların fazla süt tüketmesi (günde 500 cc’ den fazla), posa tüketiminin az olması (meyve, sebze, tahıl ürünleri) ve su içme alışkanlığının oturmamasıdır. Bunu engellemek için süt tüketimi günde 2-3 bardak ile sınırlandırılmalı, her gün sebze, meyve, tahıl ürünleri (ekmek, ev yapımı kek, börek, kepekli makarna, esmer pirinç vs.) tüketilmeli ve susayınca değil düzenli olarak su içme alışkanlığının oluşturulması gereklidir.

. Demir eksikliği anemisinin görülmemesi için her gün ihtiyaç kadar et grubu (özellikle kırmızı et) tüketilmelidir.

. İyot genellikle deniz ürünlerinde bulunur. Ancak iyodun yeterli miktarda alınabilmesi için iyotlu tuz kullanımı gereklidir, bu yüzden çocukların kullanacağı tuz mutlaka iyottan zenginleştirilmiş tuz olmalıdır.

. Hazır ürünleri ve fast food tüketmeye yatkın olan çocuklar yağ ve şeker içeriği yüksek yiyecekleri fazla tüketirler. Bunun sonucunda başta obezite olmak üzere birçok rahatsızlık görülebilir. Bunları önlemek için çocuklara her istedikleri alınmamalı, olabildiğince fast fooddan uzak durulmalı, fast foodun düzenli tüketimine karşı çıkılmalıdır.

. Şekerli ürünlerin fazla tüketimi çocuklar arasında sık görülen diş çürüklerine neden olmaktadır. Bu durumu engellemek için öncelikle çocukların şeker tüketme durumu azaltılmalıdır ve çocuklara diş fırçalama alışkanlığı aşılanmalıdır.

. Okul çocuklarında beslenme alışkanlıkları öncelikle ailenin beslenme tarzından sonra da arkadaş çevresi, reklamlar ve sosyal çevreden etkilenerek oluşmaktadır. Bu yüzden ailedeki her birey sofrada aynı yemeği yemeli ve çocuğa örnek olmalıdır. Özellikle sebze tüketiminin zor olması aileyi zorlamaktadır, bir de babanın veya annenin sebze yememesi çocuğun da ona örnek olmasına neden olmaktadır. Bu yüzden beslenme eğitimi önce evde daha sonra dışarıda başlamalıdır. Aileler bu konuda bilinçlendirilmeli, çocuklarına iyi bir şekilde örnek oluşturmalıdırlar.

. Her çocuk imkanı dahilinde fiziksel aktivite yapmalıdır. Hem sosyal ilişkilerin gelişmesi hem de kemik yapısının sağlam bir şekilde oluşması açısından fiziksel aktivite şarttır.

kurban eti

Veteriner kontrolünde uygun koşullarda kesilen kurban etini saklama konusunda dikkat etmeniz gereken unsurlar vardır.

  1. Kurban eti kesildikten sonra Rigor mortis denilen ölüm sertliği gerçekleşir.Bu sebeple mutlaka 1-2 gece buzdolabında bekletilip dinlendirilmelidir. Bekleyen et daha iyi pişmek için hazır hale gelir. Bekleyen etler kıymalık, kuşbaşılık, pirzola, biftek ve bonfilelik olarak ayrılmalı, günlük pişirilecek miktarlara bölünmeli yağlı kağıtlara sarılarak -2 derecede 7 gün ve buzdolabı poşetlerine konulup derin dondurucuda -32 derecede dondurarak maksimum 3 ay içinde tüketilecek şekilde saklanmalıdır.
  2. Et protein açısından zengin bir besin olduğu için dışarıda hava ile temas edecek şekilde bekletilmesi veya çözdürülen etin tekrar dondurması soğuk zinciri bozduğu için renk değişimlerine,bozulmalara hatta ciddi zehirlenmelere sebep olabilir.
  3. Eti buzlarının çözdürülmesi için kaloriferin üzerine koymak,açıkta bekletmek veya akan suyla yıkamak doğru değildir.Eti hemen pişirmek gerekir.Ekstra yağ ilavesine gerek yoktur.Etin bileşimindeki yağ bunun için yeterlidir.
  4. Doğru pişirme yöntemleri olan ızgara,haşlama ve fırında pişirme yöntemleri kullanılmalıdır.
  5. Izgara ile pişirme yapıldığında et ile ateş arasındaki mesafe en az 15 cm mesafede olmalıdır.Çünkü kanserojen maddeler yanma reaksiyonu ile oluşmaktadır.
  6. Kuyruk yağı,iç yağı gibi doymuş yağlar kalp ve damar hastalıkları açısından tehlike oluşturduğu için tüketilmemelidir.
  7. Sakatatlar yani organ etleri hijyenik olmadığı için kesinlikle tüketilmemelidir.
hhggfh

Obezitenin(aşırı kilo alımı)yaygın olduğu artık bir hastalık olarak kabul edildiği günümüzde zayıflama birçok kişi için önemli bir konu olmaktadır.

Sosyal çevrenin baskısı ve reklamlar zayıf olmaya özendirdiği  için toplumda sağlıklı kalmanın öneminden çok özellikle dış görünüşünü değiştirmek isteyen sadece bu konuya odaklanan insanların sayısı azımsanmayacak şekilde artmaktadır.

Durum böyle olunca kısa zamanda hedeflediği kiloya ulaşmak isteyen bireylerin de sağlıklarını tehlikeye atması an meselesi olabilir.Teknolojinin gelişmesiyle birlikte bilgiye kolay ulaşabilmenin avantajının yanında dezavantaj olarak bilgi kirliliği ile karşı karşıyayız.

İnternet,gazete,radyo ve televizyonlarda kaynağı belli olmayan bilgiler,detoks tarifleri,zayıflama diyetleri,şok diyetler,zayıflama ilaçları ve çaylarının popülerlik yolunda ilerleyişinin ardı arkası kesilmiyor.Hatta ünlülerin güvenilirliğinden faydalanıp reklam politikaları uygulanıyor.Reklam yüzü oldukları markaların ürünleri sosyal medya üzerinden paylaşılarak daha çok kişiye ulaşılması hedefleniyor.Zayıflama ilaçlarını kullanan birçok kişi karaciğer yetmezliğinden veya çoklu organ yetmezliğinden hayatını kaybediyor.

Dukan diyeti gibi yüksek proteinli diyetlerin uzun süre uygulanmasından sonra böbreklere düşen yük artacağından börek hastalıkları görülme riski artmaktadır.Karatay diyetinde olduğu gibi ekmeğin olmadığı,doymuş(katı)yağlarının tüketiminin artması ile liften fakir,fazla yağ ve et tüketimine bağlı kolestrol sorununuz oluşabilir.Karın bölgesindeki yağlanma sebebiyle kardiyovasküler hastalıklara yatkınlık,karaciğer yağlanması görülebilir.

Peki hiç düşündünüz mü? Bu diyetler,bilgiler sizin için ne kadar doğru..

Yaşınıza,boyunuza,kilonuza,fiziksel aktivitenize,yaşam biçiminize ve varsa sağlık sorunlarınıza uygun olan bir diyeti yalnızca bu mesleğin eğitimini almış ve güvenilir bilgiyi size öğretecek kişi diyetisyendir.Önemli olan besin çeşitliliği,bireye özgü beslenme planı ve porsiyon kontrolüdür.Sağlığınızla oynamayın.

cvcv

Kilo vermek için dikkat etmeniz gereken unsurlardan biri de vücudunuzdaki yağ oranı. Peki ideal yağ oranı kaç olmalı?

Aynı boy ve kilodaki iki kişinin görüntüsü çok farklı olabilir.Bu noktada yağ yüzdeniz diyetinizde dikkat edilmesi gereken en önemli unsurlardan biridir.Obezitenin yaygınlaştığı şu günlerde yağ yüzdenize kilonuzdan daha çok dikkat etmeniz gerekir.Dünya Sağlık Örgütüne göre yağ yüzdesinin %23 ile %33 aralığında olması gerekir.Kas ise kg olarak 15.6-26.8 aralığında olmalıdır.Yaş ve cinsiyete göre bu aralıklar değişmektedir.Doğru bir diyette hedef yağ kayıplarıdır.Kaslarınızı korumak ise en doğrusudur. İdeal yağ oranı kadınlarda yüzde 25, erkeklerde yüzde 15’dir.Yağ oranı arttıkça başta obezite olmak üzere kardiyovasküler hastalıklara alt yapı hazırlamaktadır.
Karbonhidratlardan sonra vücudun ikinci enerji kaynağı olan yağlar; (A,D,E ve K) gibi yağda eriyen vitaminler, yedek enerji depomuz olması, organların korunması gibi görevler üstlendiğinden vücudumuzun yegane ihtiyaçlarından. Vücuttaki yağ miktarının, sağlığı etkileyecek şekilde artışında ise kişilerin obezite olması kaçınılmaz oluyor.Bu sebeple vücudumuzda yağlarada ihtiyacı vardır.

Diyet örüntüsünde doymuş yağlar (tereyağ,krema,kaymak,kuyruk yağı,margarin..vb) hayvansal ürünlerde bulunan ve bu ürünlerde yapılan besinlerin bileşiminde bulunan yağlardır. Trans yağlar ise,yağların çok yüksek sıcaklıklarda ısıtılması,kızartılması,defalarca kullanılması veya margarinlerin üretimi sırasında bitkisel sıvı yağların kısmi hidrojenasyonu ile oluşabilir.Doymuş ve trans yağlar,LDL(kötü) kolestrolü artırırken HDL(iyi) kolestrolü azaltabilir.LDL kolestrolün damarlarda birikmesine yol açar.Damarlarda biriken kolestrol bir süre sonra kalbe giden kan akımını da engelleyerek halk arasında damar sertliği olarak anılan ateroskleroza neden olur.Bunun sonucunda kardiyovasküler hastalıklara yani kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini de artırır.Bu nedenle doymuş yağlar,sağlıksız olup mümkün olduğu kadar az tüketilmesi gereken yağlardandır.Diyetinizde doymamış yağlardan olan zeytinyağı,omega 3-6 gibi yağlara yer vermeniz gereklidir.

Page 1 of 61 2 3 6

2015 © Tüm Hakları Saklıdır - Nutra System Polikliniği