CITTTTT

Koyu ten buz lazer teknolojisine uygun mu?

Yeni nesil lazer epilasyon teknolojilerine en önemli farkı tüm ten renklerine uygunluğudur. Dört mevsim boyunca ten renginiz ne kadar koyu olursa olsun Buz Lazer sisteminden faydalanabilirsiniz.

Buz Lazer hangi mevsimde yapılabiliyor?

Buz Lazer ile her mevsim faydalanabilirsiniz. Eski sistem lazer epilasyon sistemleri ten rengi koyulaştıkça etkisi de azalırdı. Koyu tenlerde bile etkili sonuçlar almanızı sağlayan Buz Lazer sistem ile bronz tene sahip olduğunuzda tedaviden faydalanabilirsiniz.

Yüz bölgesinde buz lazer epilasyon uygulaması

Yüzdeki tüylerde eski nesil lazer sistemlerinin faydalı olmamasının başlıca nedeni  yüzdeki bulunan tüylerin çok açık renk ve daha ince olmasıdır. Eski nesil lazer epilasyon uygulama yapıldığında yüzde tetikleme yaptığı gözlemlenmiştir. Buz Lazer (Soprano Ice),yüzdeki en ince ve en açık tüylerde bile etkili olan bir teknolojiye sahiptir. Yüzdeki tüylerle uygulama yapılacak bölgelerin çok küçük olması eski lazer sistemlerinin aplikasyon başlıklarının bu bölgelere uygulama yapılamayacak kadar büyük olmasıydı. Buz lazer sistemi ile kaş arası gibi daha küçük bölgeler için tasarlanmış başlıklara sahiptir.

Ortalama kaç seans  gerekiyor?

Altı hafta aralıkla yüz bölgesi hariç tüm vücut uygulamalarında ortalama  6-10 seans arası sürmekte iken yüz bölgesi dört hafta da bir yapılıp ortalama 10-12 seans sürebilir. Kişiye bitme garantisi verilmez. Bu seans aralıklarında bitmediği takdirde kişiye özel indirim yapılır.

İşlem sırasında acı hissediliyor mu?

Soprano Ice lazer sisteminin eski nesil lazer epilasyon tedavilerine göre en belirgin farkı çok daha konforlu ve acısız olmasıdır. Bikini bölgesi gibi en hassas yerlerde bile canınız acımayacak. Özellikle acı eşiği çok düşük olan kadın ve erkeklerde bile en çok tercih edilen sistem Buz Lazer dir.

 

Daha fazla bilgi için NUTRA SYSTEM Buz Lazer Epilasyon Linkine Giriş Yapınız.

http://www.buzlazerepilasyon.com/

 

piii

Gıda İntoleransı | Besin İntoleransı | Pinner Test Nedir?

Sağlıklı olduğunu düşünerek yediğimiz birçok gıda, vücudumuzda olumsuz etkiler yaratıyor olabilir. Örneğin çok sağlıklı olduğunu düşündüğümüz bir yumurta, eğer vücudumuz tarafından sindirilemiyor ise, vücudumuz bu yumurtanın içindeki proteinlere karşı tepki vermeye başlayabilir. Bu olumsuz etki “Gıda İntoleransı“ olarak adlandırılır ve vücutta kilo almadan, birçok kronik rahatsızlığa kadar olumsuz etkilere yol açabilir.

Bazı Proteinler Amino Aside Parçalanamazsa Ne Olur?

Vücudumuzda çeşitli enzimlerin olmayışı, bağırsak florasında bozukluklar veya geçirgen bağırsak sendromu gibi hastalıklar, besinlerin bağırsakta düzgün aminoasitleri oluşturacak şekilde parçalanmasını engeller ve gıdalar kana parçalanmadan geçerler. Savunma sistemi bunlara yabancı bir madde gibi muamele yapar ve aynı bir bakteriye veya virüse saldırdığı gibi savunma sistemini harekete geçirir. Bu saldırının neticesinde vücutta enflamasyonlar oluşur ve yan etkiler belirmeye başlar. Yükselen CRP değerleri en başta halsizlik, metabolizma yavaşlaması, bağırsak problemleri gibi semptomlara yol açar. Hastanın aynı gıdayı, farkında olmadan düzenli tüketmesi durumunda daha birçok kronik hastalık gelişmeye başlar., Özetle, Gıda intoleransı(besin intoleransı), kişiye özel olarak, belirli gıdaların sindirim güçlüğünü ifade eder. Gıda İntoleransı(besin intoleransı) geçici veya kalıcı olabilir.

Geçici Gıda İntoleransına aşağıdaki durumlar sebep olabilir:

• Belirli bir gıdanın aşırı tüketimi.
• Bazı gıda katkılarına vücudumuzun geçici olarak verdiği olumsuz tepkiler.
• Polen sezonu gibi özel dönemlerin vücudumuzda etkileri.
• Soğuk algınlığı, grip veya çeşitli virütik hastalıklar.
• Antibiyotik kullanımına bağlı oluşan Candida gibi çeşitli bağırsak mantarları.
• Kadınlarda ovulasyon sırasında veya adet öncesi zamanlarda geçici gıda intoleransı görülmesi daha muhtemeldir. Gebelik öncesi veya sonrası hormonal değişiklikler de geçici gıda intoleransına(besin intoleransına) neden olabilir.

Gıda İntoleransı | Besin İntoleransı | Pinner Test

Bir gıdayı sindirmek için gerekli olan bir enzimin vücutta eksikliği veya kronik geçirgen bağırsak sendromu hastalığı, kalıcı gıda intoleransının ana sebepleridir.

Enzim Nedir Ve Enzim Eksikliği Nedir?

Enzimler vücutta gıdaların sindirilmesini sağlar. Bunlar sindirim sistemi, karaciğer, böbrekler ve vücudun diğer yapılarında bulunur. Enzim eksikliği olan bir kişide, enzim vücut tarafından yeterli oranda üretilmez. Bu, genellikle, enzim üretmek için gerekli kodun mevcut olmaması ya da herhangi bir şekilde deforme olmasından kaynaklanan genetik bir hastalıktır. Enzim eksikliğinde, hastaların organ fonksiyonlarında problem oluşur ve Gıda İntoleransı ile karşılaşılabilir.

Geçirgen Bağırsak Sendromu Nedir?

İnce bağırsaktaki emilimi kontrol eden dokuların düzgün çalışmaması ile ortaya çıkar. Bu durum, istenmeyen maddelerin kana karışmasına neden olur.

Gıda Alerjisi ve Gıda İntoleransı(Besin İntoleransı) Arasındaki Fark Nedir?

Gıda Alerjisi
Gıda alerjisi erişkin nüfusun yaklaşık % 2′sini etkiler ve oldukça nadirdir. Bir alerjik reaksiyon sırasında, vücudun bağışıklık sistemi ‘işgal’ edildiğine inanır ve yanlışlıkla zararlı olduğunu düşündüğü yiyeceği uzaklaştırmak için IgE (İmmünglobulin E) antikorları üretir. Bu durumda vücudun tepkisi hafif ya da hayati derecede şiddetli olarak değişebilir.

Gıda İntoleransı(Besin İntoleransı)

Alerjinin aksine, gıda intoleransı, genelde hayatı tehdit edici olmayan, ancak birçok uzun süreli hastalığa sebep olan biyolojik reaksiyonlardan oluşur. Gıda alerjisinden farklı olarak IgE (İmmünglobulin E) antikorları değil igG antikorları üretilir. Gıda intoleransı gıda alerjisinden çok daha yaygındır ve dünya nüfusunun yarıdan fazlasını etkiler.

Obezite ve Gıda İntoleransı Arasındaki İlişki Nedir?
Neden Aşırı Yiyoruz?

Hem açlık hem de depresyon önemli bir sorunla ilgilidir: “Vücudumuzda Serotonin eksikliği”.
Serotoninin, ruh hali üzerindeki etkisi genel olarak bilinmektedir ancak çok önemli bir etkisi daha vardır: “Bizim doymuş hissetmemizi sağlar.” Bilimsel araştırmalarda, sağlıklı serotonin üretimi olmayan insanların, ağır bir yemekten sonra dahi doymadıkları kanıtlanmıştır ve bu kişilerin depresyon oranları da sağlıklı kişilere kıyasla çok daha yüksektir.

Serotonin Vücudumuzda Nerede Üretilir?

Birçok kişi serotoninin sadece beyin tarafından üretildiğini zanneder ancak beyin serotoninin sadece yüzde 5’ini üretir. % 95’i ise ince bağırsakta üretilir.

Vücutta Serotonin Eksikliğinin Nedenleri Nelerdir?

Sağlıklı serotonin üretimi için, sağlıklı bir sindirim sistemine sahip olmak gereklidir. Bağırsaklarımızda enflamasyon mevcutsa, serotonin üretimi düşer ve yan etkiler ortaya çıkar.

Gıda İntoleransı Romatizma (Romatoid Artrit) İlişkisi Nedir?

Gıda intoleransı ortaya çıktığında, vücudunuz histamin, prostaglandin ve diğer bağışıklık sistemi kimyasalları ile dolar. Bu kimyasallar aşındırıcı etkilere sahiptir ve eklemleri aşındırarak Romatizma gibi hastalıklara sebep olabilirler.
Pinnertest, enflamasyon ve Romatizma ve diğer şikâyetlere neden olan bu gıdaları algılayabilir.
York Üniversitesi, gıda intolerans testi sonuçlarına göre eliminasyon diyetlerinin yararlarını anlamak için bir anket * gerçekleştirdi.
Eklem ağrısı da dahil olmak üzere genel ağrıları olan 177 kişiden % 88’i ‘tetikleyici’ gıdalar çıkarıldıktan sonra iyileşme olduğunu bildirmiştir.
Genel çalışmada, titizlikle önerilen diyeti takip insanların % 76’sı derhal ve % 68’i 3 hafta sonra yararını gördüklerini bildirmiştir.

Gıda İntoleransı(besin intoleransı) Egzama Ve Cilt Hastalıklarına Nasıl Sebep Olur?

Egzama, ya da atopik dermatit; kaşıntı, kızarıklık ve pullanma ile karakterize edilen deri döküntüsünün bir türüdür. Bilimsel çalışmalar, gıdalara aşırı duyarlılığın egzamaya neden olan tetikleyiciler arasında olduğunu göstermektedir.
Pinnertest, enflamasyon, egzama ve diğer şikayetlere neden olan bu gıdaları algılayabilir. York Üniversitesi gıda intolerans testi(besin intoleransı testi) sonuçlarına göre eliminasyon diyetlerinin yararlarını anlamak için bir anket * gerçekleştirdi.
Egzama semptomları olan 183 kişiden % 83’ü ‘tetikleyici’ gıdalar(besinler) çıkarıldığında iyileşme olduğunu bildirmiştir. Genel çalışmada, titizlikle önerilen diyeti takip insanların % 76’sı derhal ve % 68’i 3 hafta sonra yararını gördüklerini bildirmiştir.

Gıda(Besin) İntoleransı, IBS, Şişkinlik ve Gastrointestinal Sorunlara Nasıl Sebep Olur?

Gıda intoleransı(besin intoleransı) ortaya çıktığında, vücudunuz histamin, prostaglandin ve diğer bağışıklık sistemi kimyasalları ile dolar. Bu kimyasalların enflamasyona neden olan son derece olumsuz etkileri vardır. Tıbbi çalışmalar, gastrointestinal sistemimizdeki enflamasyonun, IBS, şişkinlik, ishal veya kabızlık gibi sindirim bozukluklarına sebep olduğunu göstermektedir.
Pinnertest, enflamasyona, gastrointestinal sorunlar ve diğer şikayetlere neden olan bu gıdaları algılayabilir.
York Üniversitesi gıda intolerans testi sonuçlarına göre eliminasyon diyetlerinin yararlarını anlamak için bir anket * gerçekleştirdi.
IBS semptomları olan 777 kişiden % 84’ü ‘tetikleyici’ gıdalar çıkarıldığında iyileşme olduğunu bildirmiştir. Bunu kanda antikorlara pozitif IgG reaksiyonu gösteren gıdalar olarak tanımlıyoruz.
Genel çalışmada, titizlikle önerilen diyeti takip insanların % 76’sı derhal ve % 68’i 3 hafta sonra yararını gördüklerini bildirmiştir.
Şişkinlik semptomları olan 576 kişiden % 892’si ‘tetikleyici’ gıdalar çıkarıldığında iyileşme olduğunu bildirmiştir.
Genel çalışmada, titizlikle önerilen diyeti takip insanların % 76’sı derhal ve % 68’i 3 hafta sonra yararını gördüklerini bildirmiştir.

Gıda İntoleransı Migrene Nasıl Sebep Olur?

Serotonin üretimi, gıda intoleransı nedeniyle azalabilir. Azalmış serotonin salgısı migren ataklarını tetikler.
Pinnertest, enflamasyon, migren ve diğer şikayetlere neden olan bu gıdaları algılayabilir.
Bilimsel çalışmalar, migren atakları ve gıda intoleransı arasında yakın bir ilişki olduğunu göstermektedir.
York Üniversitesi, gıda intolerans testi sonuçlarına göre eliminasyon diyetlerinin yararlarını anlamak için bir anket * gerçekleştirdi.
Migren semptomları olan 259 kişiden % 76’sı ‘tetikleyici’ gıdalar çıkarıldığında iyileşme olduğunu bildirmiştir.
Genel çalışmada, titizlikle önerilen diyeti takip insanların % 76’sı derhal ve % 68’i 3 hafta sonra yararını gördüklerini bildirmiştir.

Gıda İntoleransı Yorgunluk Ve Halsizliğe Nasıl Sebep Olur?

Bilimsel çalışmalara göre, gıda intoleransı vücutta kronik enfeksiyonlara ve dolayısıyla kronik yorgunluklara sebep olabilir.
Pinnertest, yorgunluk, halsizlik ve diğer şikayetlere neden olan bu gıdaları algılayabilir.
York Üniversitesi bir gıda intoleransı testi sonuçlarına göre eliminasyon diyetinin yararlarını anlamak için bir anket * gerçekleştirdi.
Yorgunluk semptomları olan 436 kişiden % 87’si ‘tetikleyici’ gıdalar çıkarıldığında iyileşme olduğunu bildirmiştir.
Genel çalışmada, titizlikle önerilen diyeti takip insanların % 76’sı derhal ve % 68’i 3 hafta sonra yararını gördüklerini bildirmiştir.

1

21 Mart DOWN SENDROMU GÜNÜ | Tıpkı Sizin Gibiyiz +1 Farkla

Down Sendromu çocuğunuzun vücudundaki hücrelerin 46 yerine fazladan bir kromozoma, yani 47 kromozoma sahip olmasıdır. Down Sendromu bir hastalık değil genetik bir farklılıktır.

İnsan vücudunu oluşturan hücrelerin çekirdekleri, kromozomlarla birbirlerine bağlanmış olan genlerden oluşmuştur. İşte bu genler ve kromozomlar fizyolojik ve kişilik yapımızın ana unsurlarıdır, dolayısıyla çocuğunuzun fazladan sahip olduğu bir kromozom onun hayatını etkileyecektir. Kromozom anomalilerinin çoğunda embriyo gelişemez. Down Sendromu embriyonun gelişimini tamamlayabildiği bir durumdur.

Çocuğunuzun fiziksel görünümü diğer çocuklardan biraz farklı olabilir, bir takım sağlık sorunları bulunabilir. Fakat unutmayın ki, bazı çocukların sarı saçlı, bazılarının mavi gözlü olması gibi sizin çocuğunuzun da Down Sendromlu olması bir genetik farklılıktır.

Down Sendromu konusunda iki şey kesindir. Birincisi, Down Sendromunun kaynağı anne-baba değildir ve hamilelik öncesi veya sırası olan hiç bir şey çocuğun Down Sendromlu doğmasına yol açmaz. İkincisi, diğer çocuklar gibi Down Sendromlu çocukların da kendilerine özgü kişilikleri, yetenekleri ve düşünceleri vardır. Diğer çocuklar gibi onlar da farklı kişiliğe sahip bir birey olarak büyüyeceklerdir.

Dünyanın her yerinde ve tüm insan ırklarında Down Sendromu mevcuttur ve zamanla ortaya çıkan bir durum değildir. Down Sendromlu insanların, insanoğlunun oluşumundan beri var olduğu düşünülmektedir. Dolayısıyla Down Sendromunu yaşamın doğal bir parçası olarak kabul etmek yanlış olmasa gerek.

Hastalıkta kilo almaya meyil vardır. Eğer dikkat edilmez ise aşırı kilo almaya doğru eğim oluşabilir. Onun için dengeli ve düzenli beslenmesine yönelik programlar oluşturulmalıdır. Hareket kabiliyeti ve fiziki gelişimi için yoğun kilo alması engellenmelidir.

Bebeklik döneminde kas güçsüzlüğüne bağlı olarak emme güçlüğü yetersiz beslenmeye yol açabilir. Bebek beslenirken kucakta dikçe tutulmalı ve böylece sütün soluk borusuna kaçması önlenmelidir. Beslenme sonrası  bebek 5-10 dakika kucakta tutularak emme sırasında yuttuğu havanın çıkması beklenmeli, daha sonra bir süre de sağ yanına yatırılmalıdır.  Down sendromlu çocuklarda, bazen burun tıkanıklığı da emme zorluğuna yol açabilir. Bu nedenle burun sık sık temizlenmeli, gerekirse doktorun önerisi doğrultusunda burun damlası kullanılmalıdır.

Şişmanlık çocuğun fiziksel aktivitesini azaltacağından bebeklik çağından itibaren aşırı kilodan kaçınılmalıdır.  Kas tonusunun zayıflığı nedeni ile hareketlerinde zorlanan bebeğe aşırı kiloların getireceği yük, onun bazı hareketleri becerebilmede daha da gecikmesine yol açar. Dengeli beslenme, yüksek kalorili yiyeceklerden kaçınma ve devamlı egzersiz konularında anne babalar bilgilendirilerek, hayatın tüm evrelerinde sorun olabilecek aşırı kilodan   çocuklarını koruyabilmeleri ve  uygun beslenme alışkanlıklarını kazandırmaları için yardımcı olmak gereklidir. Yeni doğan ve bebeklik çağındaki Down sendromlu bebeklerde kas zayıflığına ve hareketsizliğe bağlı olarak kabızlık sıkça rastlanan bir şikayettir. Uygun beslenme rejimleri ile önlenebilir.

doğumdan hemen sonra bebeğe ayrıca özel ilgi olmalıdır. Fiziki gelişiminin desteklenmesi için uzman fikrine ihtiyaç olabilir. Dış görünüşünü ve hareket kabiliyetini daha olumlu hale getirebilmek adına bir takım tedavi metotları sağlanabilir. Örnek olarak; ayna karşısında çocuğun mimiklerinin gelişmesini sağlayıp, bu kaslara hareketlilik sağlanabilir. Yine dil ya da ağız çevresinde buz gezdirme yöntemi ile duyarlılık artırılabilir. Down sendromunda fiziki tedavi hastaya önemli ölçüde yardım sağlar ve zihinsel açıdan da yarar sağlayabilir.

cxcv

Bugün  8 Mart Dünya Kadınlar Günü. 8 Mart 1857 yılında New York’lu 40 bin kadın işçinin insanlık dışı çalışma şartlarına ve düşük ücretlere karşı başlattığı grev 129 işçinin ölmesine yol açmıştı. Bu olaya ithafen 1910 yılından itibaren Emekçi Kadınlar Günü olarak anılan bu tarih 1977 yılından itibaren bütün kadınlara adanarak Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmaya başlanmıştır.

Toplumun temel direği olan kadınlar maalesef ülkemizde gereken değeri görmüyor. Bir toplumun gelişmişliği o ülkedeki kadına verilen değerle doğru orantılıdır. Çünkü bir çocuğun temel eğitimini aldığı ilk kişi annedir ve anne ne kadar özgür, bağımsız ve entelektüelse yetişen yeni nesilde o kadar özgür ve entelektüel olur. Bu sebepledir ki kadınlar bizim için kimsenin olmadığı kadar değerli. Bu yüzden kadınlar gününe özel olarak ülkemizde 50 yaşının üstünde her 3 kadından 1’inde görülen osteoporoza ve osteoporozun beslenmeyle ilişkisine değinmek istedik. İlerleyen aşamalarda kamburlaşmalara ve vücut kompozisyonunda bozulmalara sebep olan osteoporozu azaltarak kadınlarımızın hem gerçek anlamda hem de hayatın zorluklarına karşı dik durmasını sağlayabilmek adına bu konuyu tercih ettik.

Osteoporoz halk arasında bilinen adıyla kemik erimesi; kemik yoğunluğundaki azalma anlamına gelmektedir. 35 yaşına kadar kemik yoğunluğu sürekli olarak artar ve 35 yaşında doruk noktaya ulaşıyor. Bu yaştan sonra kemik kütlesi her 10 yılda bir % 3-5 kayba uğruyor ve osteoporoz ortaya çıkıyor. İskelet sistemi kırılgan bir yapıya sahip oluyor ve kemik kırıklıkları meydana gelmeye başlıyor.

Osteoporozun bilinen herhangi bir tedavisi yok fakat geciktirilip yavaşlatılabilir. Bunun en önemli yolu ise her yaşta kemik yapımını sağlayan bir diyet ve düzenli fiziksel aktivite.

Kalsiyum yeni kemik yapımı için hayati önem taşıyan bir mineraldir. Fakat kemikleri tek başına inşa edemez. Diğer vitamin ve minerallerle birlikte çalışır. Bunlar D vitamini, K vitamini, potasyum, florür, magnezyum, çinko, bakır, manganez ve omega-3’tür. Aşırıya kaçmadan yapılacak dengeli ve çeşitli beslenme ile bu vitamin ve minerallerin tamamının alımını sağlayabiliriz.

Bilinen en iyi kalsiyum kaynakları; süt ve süt ürünleri, pekmez, yağlı tohumlar, yeşil yapraklı sebzeler ve kılçığıyla birlikte yenilen balıklardır.

D vitamininin tek kaynağı ise güneş ışığıdır. Buradaki en önemli konu D vitamininin sentezlenmesi için gerekli olan ışınlar camdan geçmemekte bu sebeple açık alanda tenimizin güneş ışığı alacak şekilde güneşlenmemiz önemli.

K vitamini kaynakları; yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller ve balık.

Magnezyum kaynakları; yağlı tohumlar ve yeşil yapraklı sebzeler.

Florun en önemli kaynağı ise su. Bu sebeple her konuda olduğu gibi osteoporoz konusunda da su çok büyük bir öneme sahip.

Çinko kaynakları; etler, peynir, deniz ürünleri ve yağlı tohumlar.

Bakır kaynakları; yağlı tohumlar ve kurubaklagiller.

Omega-3 kaynakları; hemen hemen bütün balıklarda bulunmasına rağmen en zengin kaynakları somon, sardalya ve ton balığıdır. Omega-3ten yararlanabilmemiz için haftada en az 2-3 gün balık tüketmeniz önerilir.

SOMON

Somon DNA (Gençlik Aşısı),  yaşlanma ve yaşlanmaya bağlı ciltte oluşan değişiklikler üzerine yapılan çalışmalarda bu değişimlerin temel nedenlerinin ciltte azalan proteinler olduğu ortaya çıkmıştır. Yine yapılan bilimsel araştırmalara göre ciltte eksilen proteinleri tamamlayabilen en iyi kaynağın somon balığı DNA’sı olduğu kanıtlanmıştır. Hem insan DNA’sına benzerliği hem de bu özelliğinden dolayı, cilt yenilenmesi, tazelenmesi ve anti-aging etkisi için somon balıklarından yararlanılmaktadır. Uygulama kriteri olarak yaşın önemli olmadığı yöntem, genç bir cilde de uygulabilir. Yöntemin uygulanabilmesi için cilt altı analiz cihazı ile analiz yapılması gerekir. Analizde alınan verilerin incelenmesi ile kişinin bu yönteme ihtiyacı olup olmadığı ya da ne kadar süre ile nasıl uygulama yapılacağına karar verilir.

Somon DNA’sı uygulaması, bilimsel iki aşama olarak uygulanır. Bu aşamalardan ilki olan nemlendirme işleminde, hyaluronik asit tedavisi ile cildin kaybettiği nem dengesinin düzene girmesi sağlanır ve asıl tedavi için cildin alt yapısı hazırlanır. Yaklaşık 2 hafta süren bu aşamada ardından asıl gençleşmeyi sağlayan ikinci aşamaya geçilir. Bu aşamada somon balıklarının sütünden elde edilen bir serumun deri altına enjekte edilmesi uygulanır. Bu uygulama ile birlikte cildin ihtiyaç duyduğu ancak yaşlanma, aşırı UV ışınları, sigara alkol gibi olumsuz etkenlerden dolayı sağlanamayan proteinler tamamlanır. Bu proteinlerin tamamlanması sonucunda ciltte gün geçtikçe gençleşme meydana gelir.

Sağlıksız yaşam tarzı, sigara dumanı, güneş ışınları ve yaşlılığa bağlı olarak göz çevresi, dudak çizgisi, alın bölgesinde oluşan kırışıklıkların, cildin nem dengesinin bozulması ve yer çekimine yenik düşmesi sonucu oluşan sarkmaların engellenip düzeltilmesi için deri altına mezoterapi yöntemi ile verilen somon DNA’sı olumsuz faktör etkilerini yok edip cildin canlılığını kazanmasını sağlar. Canlanan ve tazelenen cilt kişilerde daha genç bir görünüme neden olur. Bunların yanında hızlı kilo alıp verme sonucu oluşan vücut çatlaklarının çözümünde de somon DNA uygulaması kullanılabilir. Özellikle hamilelik boyunca ve sonrasında oluşan değişik bölgelerdeki çökme sonucu oluşan çatlakların giderilmesinde etkili olan yöntem, bayanların çatlak tedavisinde de tercihleri arasında yer alır.

Bu cilt gençleştirme yönteminde bazen sadece somon balığı sütü kullanılırken bazen de cildin ihtiyacına göre değişik vitamin takviyeleri de yapılabilir. Cildin ihtiyacı olan tüm protein ve vitaminlerin takviyesini sağlayan somon DNA uygulaması, cildin doğal olarak onaran bir yöntemdir.

Somon DNA Uygulamaları

Cerrahi müdahale olmadığı için anesteziye de gerek duyulmayan işlemde kişiler hemen günlük hayatlarına dönebilirler. Mezoterapi yöntemi ile cilde enjekte edilen somon balığı sütü, doğal bir serum olduğu için hiç bir alerjik reaksiyona neden olmaz. Uygulama sırasında kişiler sadece enjekte iğnesinin acısını hissedeler ki çoğu zaman bunun bile farkına varmazlar. Somon DNA uygulaması bu yönü ile en ağrısız cilt gençleştirme yöntemlerinden biridir. Uygulama sonrasında kişilerde sadece iğne delik bölgelerinde çok hafif kızarıklıklar olabilir. Bu kızarıklıklar kısa sürede yok olup sanki cilde hiç bir şey uygulanmamış gibi bir görüntü oluşur.

Somon DNA  Uygulaması Kimlere Uygulanmaz?

Somon DNA gençlik aşısı uygulaması alerjik reaksiyonlara yol açmadığı için geniş bir alanda kullanılabilir. Ancak yine de tedbir amaçlı bazı kişilerde uygulanmaması gerekir. Somon DNA uygulaması;
-Hamilelerde,
-Kanser durumunda,
-Kontrol altına alınamayan şeker hastalığında,
-Felç geçirme riski olanlarda,
-Kan pıhtılaşma sorunu olanlarda,
-Çoklu ilaç tedavisi gerektiren kalp rahatsızlığı olan kişilerde uygulanmamalıdır.

Bu kişilerin vücutlarında oluşan hassasiyetten ötürü mezoterapi yapılmaması gerekir. Somon DNA tedavisi de mezoterapi ile cildin katmanlarına verildiği için uygulama yapılamaz.

VVV

Bir çok insan daha sağlıklı olduğunu düşündüğü, sıkı bir hayvan hakları savunucusu olduğu veya etin tadını sevmediği için beslenme şekli olarak vejeteryanlığı tercih edebiliyor. İşte veganlıkta vejeteryanlığın alt gruplarından biri.  Vejeteryanlığın çok daha katı uygulandığı bir alt grubu olarak düşünebiliriz veganlığı. Vejeterayanlıktan farklı olarak peynir, süt ve ürünleri, yumurta, tereyağ ve hatta bal bile tüketmiyorlar. Hatta bazı katı veganlar hayvansal kaynaklı kozmetik malzemelerini dahi kullanmıyor.

Tabi ki hayvansal ürünlerin tüketilmemesinin de bazı bedelleri var. Sadece hayvansal kaynaklardan alabildiğimiz omega-3, B12 vitamini, demir, kalsiyum ve D vitamini açısından yetersizlikler görülüyor. Ve bunlarda bir çok sağlık sorununa sebep olabiliyor tabi ki. Bu yüzden yılda birkaç kez tahlil yaptırarak diyetisyeniniz ve doktorunuzun kontrolünde eksiklik belirlenen besin öğelerinden takviye olarak almakta büyük yarar var.

Bunun dışında sanıldığının aksine protein ve enerji açığı yaşamaz veganlar. Protein ihtiyacı kurubaklagiller, tahıllar ve tohumlardan karşılanabilir. Mercimek, soya, kinoa, fındık, bakla, nohut, bulgur, tofu, kaju gibi besinler kaliteli bitkisel proteinlere örnek olarak verilebilir. Bununla birlikte bazı besin gruplarını birlikte tüketmek protein kalitesini artırır. Örneğin;

-Mercimek  yemeği yanında tam buğday ekmeği

-Tofulu bulgur

-Kinoalı salata

-Zeytinyağlı fasulye ve bulgur gibi…

Her ne kadar eksiklikler giderilebilse de gebelerde veganlık çok tehlikeli olabiliyor. Bu yüzden kesinlikle doktor ve diyetisyen kontrolünde beslenmesi düzenlenmeli ve çok dikkatli olunmalıdır.

Herkesin felsefesine ve beslenme tercihlerine saygı duymakla beraber en sağlıklı beslenme şeklinin her besin grubunun dengeli bir biçimde tüketilmesi olduğunu hatırlatmak isteriz.

zcddz

Sevgi neydi? Sevgi emekti. O zaman sizde partnerinize 14 şubatta emeğinizi armağan edin ve ona bu lezzetli ve sağlıklı menüyü hazırlayın. Dengeli karbonhidrat, protein ve yağ içeriğine sahip olan bu menümüz bol posa içeriği ve nispeten düşük enerjisiyle sevgililer gününde  de sağlıklı beslenmenizi sağlayacak.

AŞK MENÜMÜZ


-Taneli brokoli çorbası

-Dana rosto

-Zeytinyağlı tabağı

-Kinoalı salata

-Fondü

-2 kadeh kırmızı şarap

TARİFLER


Taneli Brokoli Çorbası

1 Kök Brokoli

1 Kuru Soğan

1 DişŸSarımsak

1 Patates

1 Su Bardağı Tane Mısır

1 yemek Kaşığı Tereyağı

1 Su Bardağı Et suyu

2 yemek kaşığı Tepeleme Un

Sıvı yağŸ

Su

Tuz

Hazırlanışı

Tencereye önce 1-2 kaşık zeytinyağı alalım ve tereyağını katıp eritelim. İnce doğradığımız soğan ve arımsağı ekleyip kavuralım. Küçük şekilde doğranmış patatesler ile mısırı ayrı bir tencerede haşlayalım. Soğan ve sarımsağın içerisine unu ilave edip kavurmaya devam edelim. Üzerine et suyu ve sıcak su döküyoruz. Patates ve mısır haşlandıktan sonra ekliyoruz.

Çorbamız kaynayana kadar brokolileri ince şekilde doğrayalım. Çorba kaynamaya başladığında brokolileri ekliyoruz. Tuzunu ayarlayıp gerekirse biraz daha sıcak su takviyesi yapıyoruz. Brokoli pişince servis tabağına alıp servis yapıyoruz. Afiyetler dilerim.


DANA ROSTO

1 dana nuar

1 soğan

2 defne yaprağı

1 havuç

1 tatlı k. tane karabiber

1 tutam maydanoz

Sosu için

1 yemek kaşığı domates salçası

zeytinyağı

tuz, karabiber

su

Hazırlanışı

Dana nuarı,irice doğranmış soğan ve havucu,defne yapraklarını,maydanoz saplarını,karabiberi tencereye alarak ve üzerine su ilave ederek pişmeye bırakıyoruz. sosu için de tavaya çok az zeytinyağı alıp üzerine salçayı,tuz,karabiberi ve suyu ekleyip sosumuzun kıvamını ayarlıyoruz. pişen rostomuzu dilimleyerek servis tabağına alıyoruz. Her tarafına sosu gezdirip sıcak servis yapıyoruz.


ZEYTİNYAĞLI TABAĞI

4 adet taze enginar
6 yaprak beyaz lahana
300 gr. taze fasulye
2 adet armut
4 adet midye içi
2 adet patlıcan
1 yemek kaşığı fıstık içi
5 yemek kaşığı zeytinyağı
1 adet kuru soğan
10 adet arpacık soğan
4 adet havuç
2 adet patates
4 adet kabak çiçeği
500 gr. pirinç
1 çay kaşığı kuru nane
1 çay kaşığı karabiber
1 çay kaşığı tarçın
1 adet sarı ya da kırmızı biber
1 tatlı kaşığı tahin.

Hazırlanışı

Enginarı pişirip, içine pişme sırasına göre; arpacık soğan, havuç, patates ve armudu ilave edin. Patlıcanı közleyin. İçine kuru soğan, renkli biberler, (sarı, kırmızı) dolma fıstığı ve domates ilave ederek içini doldurun. Üzerine çok ince tahin ilave ederek servis edin. Lahana yapraklarını haşlayın, klasik dolma harcına iç midye ilave ederek sarın. Kabak çiçeği dolması için de kabak çiçeğini klasik dolma içi malzemesiyle doldurup pişirin.


KİNOALI SALATA

yarım demet taze roka

birkaç yaprak kıvırcık marul

birkaç yaprak reyhan veya fesleğen

1 olgun domates

bir avuç çam fıstığı

yarım kahve fincanı kinoa

tuz

balzamik sirke

sızma zeytinyağı

Hazırlanışı

Kinoayı yıkayıp süzün. Bir su bardağı suda 10 dakika haşlayın. Kinoa taneciklerinin etrafında beyaz bir çember belirdiğini gördüğünüzde pişmiş oluyorlar. Süzgeçle süzüp soğuk sudan geçirin. Çam fıstıklarını yapışmaz bir tavada yüksek ateşte, tavayı ileri geri sallayarak kavurun. Yeşillikleri yıkayıp sularını iyice süzdürün. Domatesin kabuğunu soyup yarım ay şeklinde dilimleyin. Bütün malzemeleri salata kasesinde birleştirin. Yarım tatlı kaşığı tuz atın. Balzamik sirkeyi salatanın üzerinde 1yemek kaşığı ilave edin,1 tatlı kaşığı da zeytinyağı ekleyin. Salatayı çok iyi karıştırıp tadına bakın, tuzunu ve sirkesini ayarlayın.


FONDÜ

200 gr bitter ya da sütlü küvertür çikolata (yoksa 2 paket çikolata)

Yarım paket çiğ krema (100 ml)

Yarım su bardağı süt

2 adet kivi

1 adet armut

1 adet muz

1 adet portakal

Hazırlanışı

Kullanacağınız çikolatayı bıçak yardımıyla küçük küçük kıyın. Küçük teflon bir sos tencereniz varsa süt ve kremayı tencereye alın kısık ateşte ısıtın. Isınan krema-süt karışımını ocaktan alın ve içine kıydığınız çikolatayı ekleyerek karıştırın. Çikolata pürüzsüz bir kıvama alıncaya kadar karıştırma işlemine devam edin. Hazırladığınız çikolatayı fondünüze koyarak servis edin. Fondü hazırlandıktan sonra meyvelerinizi yıkayın ve isteğe göre soyarak dilimlere ya da küplere bölerek hazırladığınız fondü ile birlikte servis edin.


2 KADEH KIRIMIZI ŞARAP


Tariflerimize bir tutam aşk ekleyerek çok daha lezzetli  ve romantik bir hale getirebiliriz. Herkese afiyet olsun. 

30241-NXZ08W

Nüfusumuzun yaklaşık beşte birini oluşturan 15 milyon öğrenci yarı yıl tatiline giriyor. Öğrencilerin okul başarısı yanında, büyüme ve gelişmeleri ile sağlıklı beslenmeleri de çok önemli bir husustur. Okul çağı döneminde, öğrencilerin bedensel ve zihinsel gelişimlerini en iyi şekilde tamamlamalarına ve ileriki yaşlarda sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmalarına destek olmak gerekir.

Yapılan çalışmalarda, yetersiz ve dengesiz beslenen öğrencilerin dikkat sürelerinin kısaldığı, algılamalarının azaldığı, öğrenmede güçlük ve davranış bozuklukları çektikleri, okulda devamsızlık sürelerinin uzadığı ve okul başarılarının düşük olduğu ortaya konmuştur.

Aileler çocuklarının yalnızca okul başarılarıyla değil, onların büyüme ve gelişmelerini izleme ve sağlıklı beslenme davranışları geliştirmeleriyle de yakından ilgilenmeli ve kendi beslenme alışkanlıkları ile örnek olmalıdırlar.

Öğrencilere temel beslenme bilgilerinin verilmesi, öğrenilen bilgilerin davranışa dönüştürülmesi, yanlış beslenme alışkanlıklarına zamanında müdahale edilmesi ve beslenme davranışları ile örnek olma konusunda, velilerin yanı sıra, öğretmenlere de önemli sorumluluklar düşmektedir. Öğretmenler;

  1. Öğrenciler ile birlikte yeterli ve dengeli beslenme konusunda çeşitli etkinlikler (bilgi yarışması, sınıf gazetesi, beslenme köşesi vb.) düzenlemeli ve bu konunun öğrenciler arasında tartışılmasına zemin hazırlamalıdırlar.
  2. Öğrencilerin kahvaltı yapıp, yapmadıklarını sorgulamalı ve dışarıda açıkta satılan yiyecekleri tüketmemeleri konusunda sık sık uyarıda bulunmalıdırlar.
  3. Çocukların beslenme çantası içeriğinin, daha önce okullara Sağlık Bakanlığı tarafından önerilen menü örneklerine göre hazırlanması sağlanmalı ve içeriklerini sıklıkla kontrol edilmeleri gerekmektedir.
  4. Beslenme saatlerinde; patates kızartması, çikolata, gibi yiyecekler yerine, peynir, yumurta, taze sebze ve meyve gibi besinler, gazlı ve diğer hazır içecekler yerine süt, ayran, taze sıkılmış meyve suyunun tercih edilmesi konusunda çocukları uyarmalı ve bu konuda veliler ile işbirliği yapmalıdırlar.
  5. Öğrencilerin boy ve ağırlık artışlarını takip etmeli ve değerlendirmelidirler.

İlköğretim okulları ve liselerde ikinci yarıyılın başladığı şu günlerde çocukların zihinsel, fiziksel ve duygusal gelişimlerine olumlu katkıda bulunmak için çocuklara yönelik sağlıklı yaşam ve beslenme önerileri aşağıda belirtilmiştir.

  • Çocukların sağlıklı beslenmesi için dört besin grubunda bulunan çeşitli besinlerden yeterli miktarlarda ve dengeli bir şekilde tüketmeleri gerekmektedir. Süt grubunda yer alan süt, yoğurt, et grubunda yer alan et, tavuk, yumurta, peynir, kuru baklagiller, sebze ve meyve grubu ve tahıl grubuna giren ekmek, bulgur, makarna, pirinç vb. besinlerin her öğünde yeterli miktarlarda tüketilmesi önerilmektedir.
  • Çocukların özellikle kemik ve diş gelişimi için günde 2-3 su bardağı kadar süt veya yoğurt, 1 kibrit kutusu kadar beyaz peynir tüketmeleri önemlidir. Ayrıca, hastalıklara karşı daha dirençli olmaları, göz, cilt ve sindirim sistemlerinin sağlıklı olması için her gün 5 porsiyon taze sebze veya meyve tüketmeleri önerilmektedir.
  • Öğrenciler için en önemli öğün kahvaltıdır. Bütün gece süren açlıktan sonra, vücudumuz ve beynimiz güne başlamak için enerjiye gereksinim duymaktadır. Kahvaltı yapılmadığı takdirde, dikkat dağınıklığı, yorgunluk, baş ağrısı ve zihinsel performansta azalma olmaktadır. Bu nedenle, güne yeterli ve dengeli yapılan bir kahvaltı ile başlamak öğrencilerin okul başarısının artmasında son derece önemlidir. Çocukların her sabah düzenli olarak kahvaltı yapma alışkanlığı kazanmalarına özen gösterilmelidir. Peynir, haşlanmış yumurta, taze meyve suyu, birkaç dilim ekmek veya 1 bardak süt, poğaça, mandalina çocuklar için yeterli ve dengeli bir kahvaltı örneğidir.
  • Gün boyu fiziksel ve zihinsel performansın en üst düzeyde tutulabilmesi, düzenli olarak ara ve ana öğünlerin tüketilmesi ile mümkündür. Bu nedenle, öğün atlanmamalıdır. Günlük tüketilecek besinlerin 3 ana, 2 ara öğünde alınması en uygun olanıdır.
  • Okulda veya evde dinlenirken ve ders çalışırken açlık hissedildiğinde tüketilen besinlere dikkat edilmelidir. Örneğin, şeker ve şekerli besinler, cips, gazlı içecekler yerine süt, yoğurt, sütlü tatlılar, ekmek arası peynir, taze sıkılmış meyve suları ve kuru meyvelerin tüketiminin tercih edilmesi çocukların sağlıklı beslenmeleri açısından daha yararlıdır.
  • Açıkta satılan besinler, yeterince güvenilir ve temiz değildir. Ayrıca, uygun koşullarda muhafaza edilmedikleri için çabuk bozulma riski taşırlar. Bu nedenle, özellikle okul çevresinde açıkta satılan besinlerin kesinlikle satın alınmaması gerekmektedir.
  • Vücudun düzenli çalışması, tüketilen besinlerin vücuda yararlılığının artırılması, çocukların fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişimlerine olumlu katkı sağlamaları açısından fiziksel aktivitenin artırılmasına da önem verilmelidir. Bu nedenle, çocukların gerek okul yönetimi gerekse de ebeveynleri tarafından sevdikleri herhangi bir spor dalı ile ilgilenmeleri teşvik edilmelidir.
  • Sağlıklı yaşam için çocuklara el yıkama ve diş fırçalama alışkanlığının kazandırılması çok önemlidir. Kirli eller, basit bir soğuk algınlığından ölümcül hastane enfeksiyonlarına kadar pek çok hastalığın nedeni olabilmektedir. Bu nedenle çocuklara, özellikle yemek yemeden önce ve sonra, tuvalete girdikten sonra, dışarıda oyun oynadıktan sonra, dışarıdan eve gelince ellerini, ılık akan su altında sabun ile iyice ovuşturarak yıkamaları konusunda alışkanlık kazandırılması gerekmektedir.
  • Çocukların okul kantinleri, büfe gibi yerlerden satın aldıkları besinlerin seçiminde de dikkatli olmaları gerekmektedir. Süt, ayran gibi ambalajlı besinleri satın alırken etiket bilgisinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığından üretim izninin bulunmasına ve son kullanım tarihinin geçmemiş olmasına, ambalajsız satılan tost, simit, poğaça gibi yiyeceklerin de temiz ve güvenilir şekilde hazırlanmış olmasına dikkat edilmelidir.
aaaadsads

Saç dövmesi (Saç Simülasyon) olarak bilinen bu yöntem, dünyada HairPigmentation, MicroHairPigmentation, ScalpMicroPigmentation, ScalpPigmentation olarak da adlandırılır.

Saç ekimi işlemine rakip gibi gözükse de, esasında saç ekimini tamamlayıcı bir özelliği de vardır.
Saç ekimi işlemi; kafada en zor saç dökülen nokta olan yanlardan ve kafanın arkasından alınan köklerin seyrek olan bölgeler olan önlere ve tepelere transfer edilmesi olayıdır. Taşınan köklerden ilk saçlar 4 ay içinde dökülüp, sonraki 4ay boyunca tutabilen saçlar yeniden çıkmaktadır. Ancak bazen saç ekimi denilen transfer olayında tutabilen sağlıklı saç oranı ya çok düşük olmakta, ya da donör kök dediğimiz taşımaya elverişli kök yetersiz kalmaktadır. Donör saç kökü yetersiz olunca da hasta ya topik, ya protez saç kullanmakta ve yahut parlayan saç dipleriyle ve az saçıyla yaşamaya devam etmektedir. Saç sorunları; özellikle orta yaşlarda kişinin yaşlı göstermesi gibi bir sorunu beraberinde getirdiği için psikolojik sıkıntılara sebep olmaktadır. Topik, protez gibi çözümlerden sıkılan ya da hiç bu çözümlere başvurmak istemeyen kişilere son çare olarak saç dövmesi denilen saç pigmentasyon yöntemi sunulmaktadır. Saç ekiminde eksik kalan bölgeler ve donör saçların çıktığı boşluklar saç dövmesi ile kapatılabilmektedir.

Saç dövmesi tekniği, klasik dövme makineleri kullanılarak yapılmıyor. Kullanılan iğnelerden tutun da, boyasına, deri altı uygulamasının hassaslığına, derinliğine kadar kendine has bir tekniği var. Hem erkeklere hem de bayanlara uygulanabilmektedir.

Saç dövmesi en doğal görüntüyü kısa saçta veriyor olsa da, uzun ve seyrek saçlı insanlara da uygulanabiliyor. Uzun saçların arasına uygulanan sıklık ile kısa saçların ya da kel kafaya uygulanan saç dövmesi sıklığı farklılık göstermektedir.

Saç dövmesi işlemi; saç dökülmesi sonucu kellik yaşayan insanlar dışında bazı hastalıklara ve kafa yanığı izlerine de uygulanmaktadır.

aaaaa

Kış mevsiminin yaşandığı şu günlerde havaların soğumasıyla birlikte başta küresel grip salgını olmak üzere soğuk algınlığı ve enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığında da artış izlenmektedir. Bu hastalıklardan korunmada aşılanma, kişisel hijyen kurallarına dikkat etme gibi önlemlerin yanında bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için yeterli ve dengeli beslenme de oldukça önemli yer tutar. Yetersiz ve dengesiz beslenme alışkanlığı olan bireylerin soğuk algınlığı ve enfeksiyon hastalıklarına yakalanma riski daha yüksektir ve hastalık halinde hastalıkları daha ağır seyreder.

Son günlerde yoğun yaşanan grip vakaları nedeni ile yazılı ve görsel basında beslenme konusunda çok çeşitli önerilerde bulunulmakta özellikle bazı besinlerin mucizevi olarak koruyucu etkilerinden sıklıkla bahsedilmektedir. Oysaki besin çeşitliliğinin sağlanması, doğru seçimlerin yapılması, yeterli ve dengeli beslenme konusunda sürekliliğin sağlanması hastalıklardan korunmada çok daha etkindir.

Aşağıda yeterli ve dengeli beslenmeye yönelik çeşitli öneriler yer almaktadır.

  • Sebze ve meyveler büyüme ve gelişmeye yardımcı olduğu gibi hücre yenilenmesini ve doku onarımını sağlarlar ayrıca hastalıklara karşı direncin oluşumunda etkindirler. Yeterli ve dengeli beslenebilmek için çeşitli renk ve türdeki sebze ve meyvelerin tüketimi önemlidir. Sabah kahvaltısında da olmak üzere her öğünde sebze ve meyve tüketimine özen gösterilmeli, günde en az 5 porsiyon (400 gram) tüketilmelidir.
  • Savunma sistemini güçlendirici özelliği olan A ve C vitamini gibi antioksidan vitaminlerden zengin, havuç, brokoli, kabak, lahana, karnabahar, maydanoz gibi sebzelerin yanı sıra kış aylarında bolca bulunan portakal, mandalina, elma, greyfurt gibi meyveler tercih edilebilir. Besin değeri ve ekonomik olması açısından mevsiminde, bol ve ucuz bulunduğu dönemlerde tüketilmesi daha uygundur. Sebze ve meyvelerin taze olarak tüketilmesi daha yararlıdır. Vitamin ve minerallerin çoğu, sebze ve meyvelerin özellikle dış yapraklarında, kabuğunda veya kabuğun hemen altındaki kısımlarında bulunduğundan yenilebilenlerin kabukları soyulmamalı, soyulması gerekiyorsa mümkün olduğunca ince soyulmalıdır. B ve C vitamini gibi bazı vitaminler ısı ile kolayca kayba uğradığından sebzeler mümkün olduğunca kısa sürede ve diriliği korunacak şekilde pişirilmelidir. Suda eriyen vitaminlerin (vitamin C, B2, folik asit vb) büyük bir kısmında kayıplar olduğu için sebzelerin haşlama suyu kesinlikle dökülmemelidir.
  • Gerek C vitamini ihtiyacının karşılanması gerekse sıvı alımına katkı sağlaması yönünden taze sıkılmış meyve suları da içilebilir. Meyve sularının tüketiminde önemli olan bekletilmemesi, sıkıldıktan hemen sonra tüketilmesidir. Meyve suyunun bekletilmesi C vitamininin azalmasına neden olmaktadır.
  • Meyve ve sebzelerin tüketilmeden önce mutlaka bol su ile iyice yıkanmalı gerekirse yıkama fırçası kullanılmalı ancak sebze ve meyveleri yıkarken deterjan veya sabun kesinlikle kullanılmamalıdır.
  • E vitamini de bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde etkilidir. Soğuk algınlığı ve diğer enfeksiyonlara karşı vücut direncini arttırmakta, A vitamininin okside olmasını da engellemektedir. E vitamininin iyi kaynakları olan; yeşil yapraklı sebzeler, fındık, ceviz gibi yağlı tohumlar ve kuru baklagillerin yeterli miktarlarda tüketilmesi önemlidir. Ancak kurubaklagillerin protein kalitesini arttırmak için tahıllarla ve C vitamininden zengin besinlerle tüketilmesi daha yararlıdır. İmkan dahilinde günde 1 avuç fındık, ceviz vb. yağlı tohumlardan yenilmelidir.
  • Yumurta, protein kalitesi en yüksek olan besindir. Alerji veya hastalık nedeniyle tüketilmemesi gereken durumlar haricinde her gün iyi pişmiş olarak 1 adet tüketilmesi yararlıdır.
  • Balık, beyin fonksiyonlarının gelişimi için gerekli çoklu doymamış yağ asitleri (omega 3), kalsiyum, fosfor, selenyum ve iyot mineralleri ile E vitamini için de iyi bir kaynak olup, bağışıklık sisteminin kuvvetlenmesine yardımcı olmaktadır. Bu nedenle imkânlar dahilinde haftada 2-3 kez buğulama, ızgara yada fırında pişirilerek tüketilmesi uygundur.
  • Özetle besleyici değerleri yönünden besinler dört besin grubu altında toplanır. Aynı grup içinde yer alan besinler birbirlerinin yerini tutar. Bunlar; süt grubunda yer alan süt, yoğurt, peynir, et grubunda yer alan et, tavuk, balık, yumurta, kuru baklagiller, yağlı tohumlar vs, tahıl grubunda yer alan ekmek, bulgur, makarna, pirinç, mısır, tarhana v.s. ile sebze ve meyve grubudur. Bu besinlerin her gün yeterli miktarda tüketilmesi sağlanmalıdır.
  • Metabolizmanın düzenli çalışması için, günlük yaşam koşulları da dikkate alınarak, yemeklerin günde en az üç öğünde tüketilmesi, öğün atlanmaması ve öğünler arasında geçen sürenin 4-5 saat olmasına dikkat edilmelidir. Öğünler içerisinde en önemlisi sabah kahvaltısıdır. Kahvaltı yapmadan güne başlamak verimi düşürür. Sabah kahvaltısında süt, yumurta veya peynir gibi protein içeren besinlerin yanı sıra vitamin ve minerallerden zengin sebze ve meyvelerin tüketiminin çok önemli olduğu unutulmamalıdır.
  • Boya ve yaşa uygun vücut ağırlığı hedeflenmelidir. Kilolu olma durumunda zayıflama amacı ile yanlış/sağlıksız ve hızlı kilo vermeyi amaçlayan diyet uygulamalarından kaçınılmalıdır. Bu tarz diyet uygulamaları, bağışıklık sistemini zayıflatarak, daha kolay hastalanmaya zemin hazırlar, hastalığın uzun sürmesine neden olabilir.
  • Vücut ısısını dengede tutabilmek için bol sıvı alımı unutulmamalıdır. Yeterli sıvı alımı vücutta oluşan toksinlerin (zararlı öğeler) atılması, vücut fonksiyonlarının düzenli çalışmasında, metabolizma dengesinin sağlanmasında ve vücutta pek çok biyokimyasal reaksiyonun gerçekleşmesinde son derece önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle, her gün en az 1.5-2 litre (8-10 su bardağı) su içilmeli, sıvı alımının karşılanmasında süt, ayran, taze sıkılmış meyve suları ile bitki çayları tercih edilmelidir.
  • Ateş yükselmesi durumunda sıvı tüketimi artırılmalı ve yeterli enerji alınmalıdır. Enerji kaynağı olarak basit karbonhidrat olan saf şeker ve şekerli besinler yerine kepekli ekmek, makarna, bulgur gibi tam tahıl ürünlerinin tüketilmesine özen gösterilmesi, enerjisi yüksek hamur tatlıları yerine sütlü tatlılar, meyve tatlıları, tercih edilmelidir. Artan enerji ihtiyacının karşılanması için ölçülü olarak tahin pekmez de tüketilebilinir.
  • Bebeklerin enfeksiyon hastalıklarından korunmasında anne sütü çok önemlidir. Her zaman steril ve uygun olması, koruyucu etmenleri içermesi, enfeksiyonu önleyen bağışıklık öğelerini (IgA, IgG ve IgM) içermesinden dolayı bebeklere ilk 6 ayda sadece anne sütü verilmeli, daha sonra uygun tür ve miktarda ek besinlere geçilmeli ve 2 sene emzirmeye devam edilmelidir.
  • Yeterli ve dengeli beslenme yanı sıra el hijyenine dikkat edilmelidir. Eller sürekli temiz tutulmalı, gıdalarla, mutfak araç ve gereçleriyle temastan önce, çiğ et, tavuk ile sebzeye ve yumurtaya dokunduktan sonra, artık gıdalar ve çöplere dokunduktan sonra, ellere öksürme, aksırma ve el mendili kullandıktan sonra, tuvaletten önce ve sonra, sigara içtikten ve yemek yedikten sonra, saçlara dokunup taradıktan sonra sabun ve ılık su ile en az 20 saniye süreyle iyice yıkanmalıdır. Besinin hazırlandığı ve pişirildiği alanların, kullanılan araç ve gerecin temizliğine özen gösterilmeli, başkalarının kullandığı bardak, tabak, çatal, kaşık vb kullanılmamalıdır.
  • Fiziksel aktivite yaparak vücut direnci artırılmalı, düzenli olarak yürüyüş yapılmalı, güneş ışınlarından mümkün olduğunca doğrudan yararlanılmaya çalışılmalıdır.
Page 1 of 41 2 3 4

2015 © Tüm Hakları Saklıdır - Nutra System Polikliniği