hfg

Batıklar daha çok bacaklar, kuyruk sokumu, genital ve bikini bölgesinde gözlenir. Kılların ters büyümesi ya da yüzeye çıkamaması nedeniyle batık oluşmaktadır. Derinin altında oluşan bu tüyler bir türlü deriden çıkmaz ve deri dışına çıkamadan büyümeye çalışır. Buda fazlasıyla rahatsız edici bir acı verir ve kişinin teninde kötü bir görüntü oluşturur. Batık tedavisi yöntemlerinden birisi de lazer epilasyon uygulaması olup, muhakkak kişinin bir hekim tarafından görülmesi gerekir.

Batık tedavisinde; lazer epilasyon uygulamasının temel amacı % 5 ile % 70 arasında değişen tekrarlama ihtimalini olabildiğinde azaltmaya yöneliktir. Ortalama seans süreleri 8-10 olmakta beraber, bu süre bazı hastalarda uzayabilir.

gg

Temiz ve bakımlı olmak, modayı takip etmek son zamanlarda bayanlara özgü bir durum olmaktan çıkmıştır. Bunda değişen hayat koşullarının etkisi büyüktür. Ayrıca belirtmek gerekirse, artık erkekler bakım konusunda çok daha bilinçli oldukları görünüyor. İş hayatındaki koşullarda erkeklerin kendilerine bakmalarını ve fit görünmelerini gerektirir kılmıştır. Bunların yanında kadınlarda erkeklerin kendilerine bakmalarına son derece önem veriyor. Sonuç olarak erkekler de bakımlı olmak zorundadır diyebiliriz. Sizler için erkek bakımında belli başlı detayları sıralayalım…

Erkeklerde Cilt Bakımı

Etkileyici ve sağlıklı bir görüntü için atılacak ilk adımınlardan biriside temiz ve bakımlı bir cilt. Bunun için yapılacak profesyonel yoğun cilt uygulaması ve doğru ürünler cildi daha canlı ve parlak gösterecektir.

Her Erkeğin Kabusu Saç Dökülmesi

Testesteron hormonu, genetik olarak yatkınlığı olan kişilerde, erkek tipi saç dökülmesi dediğimiz saçın ön kısmında açılmaya neden olur. Dökülme otuzlu yaşlarda kendini belli eder. Genetik faktörlerin yanında yetersiz beslenme, kullanılan ilaçlar ve stresin de dökülmede arttırıcı rolü vardır. Kimyasal maddelerin saça çok fazla uygulanması dökülmeyi arttırıcı diğer sebeplerdir. Erkek tipi dökülme medikal ve cerrahi yöntemlerle tedavi edilir. Bunlar;  Saç mezoterapisi, saç prp, dermaterapi ve saç ekimidir.

Erkeklerde İstenmeyen Kıllar

Erkek estetiğinde en fazla ilgi gören konuların biriside istenmeyen tüylerden kurtulmak. Özellikle erkeklerin rahatsız olduğu bölgeler; elmacık kemiği, kaş arası, ense, boyun, kol, erkek koltuk altı, erkek özel bölge (genital), omuz, sırt, göğüs ve bacak bölgelerindeki kıllardan oluşuyor. Günümüz koşullarında erkekler, istenmeyen tüy ve batıklardan kurtulmak için lazer epilasyon tedavisine büyük ilgi göstermektedirler.

Erkeklerde Aşırı Terleme

Ter bezleri sayısı erkeklerde kadınlara göre daha fazladır. Fazla salgılanan ter, kişiyi rahatsız etmenin yanında bakteri ve mantar enfeksiyonu gelişimine zemin hazırlar. Terin azaltılması amacıyla ile uygulanan yöntemlerden biriside Ter Botoks uygulamasıdır.

Erkeklerde Anti-Aging (Cilt Yenileme)

Derin çizgilerin ortadan kaldırılması için botoks, dolgu enjeksiyonu ve iple yüz ve boyun asma uygulamalarına başvurulabilir. Botoks ve dolgu kişinin günlük yaşamını etkilememesi ve kısa sürede yapılması açısından tercih edilmektedir.

Erkeklerde Fazla Kilo

Erkekler kadınlara göre kilo verme konusunda daha şanslıdır. Çünkü erkeklerin kas kütlesi kadınlara göre daha fazladır ve bu yüzden metabolizmaları daha hızlı çalışır. Haliyle hızlı çalışan metabolizma daha hızlı kilo verir. Doktor ve Diyetisyen Kontrolünde doğru beslenme programı kişiyi hedeflenen ideal kiloya ulaştırır.

gfhghhgfg

Hipertansiyon nedir?

Kan basıncının normal kabul edilen değerlerden yüksek olmasıdır. Sistolik kan basıncı kardiyak atış hacmini, diastolik kan basıncı periferik direnci ölçer. Halk arasında sistolik kan basıncı büyük tansiyon, diastolik kan basıncı ise küçük tansiyon olarak bilinmektedir. Kan basıncının normal değerler altında tutulmasına dikkat edilmelidir. Kan basıncındaki 10 mmHg artış koroner kalp hastalığını %30 artırır.

Hipertansiyon pek çok hastalık için bir risk faktörüdür!

Ülkemizde de önemli halk sağlığı sorunlarından biri olan Hipertansiyon, pek çok hastalık için önemli bir risk faktörüdür! Hipertansiyon tedavi edilmediğinde;

  • kalp yetmezliği,
  • kalp krizi,
  • böbrek yetmezliği,
  • damarların daralması,
  • beyin kanaması,
  • felç,
  • görme kaybına neden olur.

Hipertansiyonun sınıflandırılması

Hipertansiyon için yapılan sınıflamalarda zaman içinde belirgin farklılıklar olmuştur. Yaygın olarak kabul gören Dünya Sağlık Örgütü Uluslararası Hipertansiyon Komitesi (DSÖ/ISH)�nin yaptığı aşağıdaki sınıflandırmanın kullanılması önerilir:

Tablo: Hipertansiyonun sınıflandırılması

Kategori Sistolik (mmHg) Diyastolik (mmHg)
Optimal <120 <80
Normal <130 <85
Yüksek normal* 130-139 85-89
Hipertansiyon 1.derece 140-159 90-99
2.derece 160-179 100-109
3.derece ³ 180 ³ 110
İzole sistolik hipertansiyon ³ 140 <90

 

* Majör kardiyovasküler olay riski çok yüksek bulunan veya kronik nefropatisi olan hastalar da hipertansiyon sınırları içine girer.

Hipertansiyondan Korunmak İçin Öneriler

İdeal ağırlığınızı koruyun.

Şişmanlık hipertansiyon için önemli bir risk faktörüdür. Beden Kitle İndeksinizi hesaplayarak boyunuza göre uygun ağırlıkta olup olmadığınızı kontrol edin. Eğer şişmansanız uygun ağırlığa gelene kadar zayıflayın. Boyunuza göre uygun ağırlıkta iseniz ise bu ağırlığınızı koruyun.

Beden Kitle İndeksi (BKI) = Vücut Ağırlığı (kg)/ Boy (m 2 ) 25 ve üzerinde olması şişman olduğunuzun bir göstergesidir.

Düzenli fiziksel aktivite yapın.

Hareketli bir yaşam tarzı seçin. Haftada 5 gün 30 dakikalık orta yoğunlukta bir fiziksel aktivite düzenli fiziksel aktivite yaptığınızın bir göstergesidir. Düzenli fiziksel aktivite yaşın ve kronik hastalıkların olumsuz etkisini azaltır, kan basıncını düzenler, kardiyak aritim/ ani ölüm riskini azaltır.

Sigara içmeyin.

Sigara ve sigara dumanı, katran, karbonmonoksit ve nikotine ek olarak içerdiği 4000�den fazla kimyasal madde nedeniyle başta kanser olmak üzere, kronik bronşit, felç ve koroner kalp hastalıklarına neden olan önemli bir risk faktörüdür. Sağlığınız için sigara içmeyin, içiyorsanız bırakmaya gayret edin.

Beslenmenize dikkat edin.

  • Vücut ağırlığınızı dengede tutmak, kilo almamak için az şekerli besinleri tercih edin, çay şekeri gibi rafine şekerleri mümkün olduğunca az tüketin, tatlılar ve şekerli içeceklerin tüketimini sınırlandırın.
  • Tuz ve sodyum alımını kısıtlayın. Sodyum alımı 1.5 – 2.5 gr arasında (4-6 gr tuz) olmalıdır. Ayrıca tuz oranı düşük yağsız veya az yağlı süt ve süt ürünlerini (yoğurt,peynir vb.) tüketin.
  • Kullandığınız yağ türüne dikkat edin ve doymamış yağ asidinden zengin bitkisel sıvı yağları (zeytinyağı,ayçiçeği yağı, mısırözü yağı vb) tercih edin.
  • Posa tüketimini arttırın. Haftada her gün 4-6 porsiyon (400-500 gr) çeşitli taze sebze ve meyve yiyin. Kurufasulye, nohut,mercimek vb. kurubaklagillerin tüketimine özen gösterin.
  • Alkol tüketimini azaltın. Alkol alımı kan basıncının yükselmesine neden olur.

Stresden mümkün olduğunca uzak durun ! Düzenli olarak sağlık kontrollerinizi yaptırın.

Kaynak : Türkiye Halk Sağlık Kurumu

tt

Diode lazerler  810 nm dalga boyundaki lazerlere verilen genel isimdir. Farklı markada ve farklı ülke kaynaklı diode ütüleme lazerler Türkiye’de kullanılmaktadır. Buz lazer  (soprona ice diode-diyod-diyot-diod) diğer lazer sistemlerinden farklı teknolojik özelliklere sahiptir. Epilasyonda kullanılsa da birbirlerinden önemli farklar gösterirler. Buz lazer diğer lazerlerden daha derine inerler. Bu nedenle derin yerleşim gösteren kıllarda daha etkin tedavi, ütüleme tekniği ile de kolaylık sağlarlar.

Buz lazer diğer lazer cihazlarının görmediği ince siyah, ince bunlar daha çokyüz, sırt, kol, üst bacak bölgelerinde etkili lazerlerdir. Bu nedenle bir lazer polikliniğinde mutlaka bulunmalıdır. Tüm bölgeler ve sonuçlar değerlendirildiğinde diode ütüleme lazerler etkili lazerlerdir.

Buz lazer bir önemli avantajı da tüm cilt tiplerinde kullanılabilmesidir.

Daha fazla detaylı bilgi için BUZ LAZER EPİLASYON internet sayfamıza giriş yapabilirsiniz.

www.buzlazerepilasyon.com

co-1140x771

Karboksiterapi, cilt altı yağ dokusuna karbondioksit (CO²) gazının enjeksiyon ile enjekte edilmesi ile yapılan, bir bölgesel incelme yöntemidir. Karbondioksit gazı, tamamen vücutta olan bir molekül olduğu için vücutla uyumludur, alerjik reaksiyon göstermez. Kafa hariç (gıdı dahil) vücutta cilt altı yağ dokusunun olduğu tüm bölgelere uygulanabilir. Tedavi amacı ile verilen total doz, 10 dakikada vücuttan uzaklaştırılabilir miktardadır (1 efor mmol/ 10 dakika).

Karboksiterapinin Etki Mekanizmaları:
Damar genişletici özellik gösterir. Bu sayede mikro sirkülasyonu arttırarak kan dolaşımını hızlandırır. Bu sayede dokulara daha fazla besin maddesi ve oksijen (O₂) alışverişi yapılır. Dokulara artan besin alışverişi sayesinde kolajen sentezi artar, sıkılaşma görülür. Kontrolsüz kilo verme sonucu deride oluşan pörsüme, sarkma ve doğum sonrası gevşekleşen bağ dokusunu toparlayıcı etki gösterir.
Dolaşımı arttırdığı için selülit oluşumunu da önler. 2. evre selülite kadar tek başına selülit tedavisinde etkilidir.
Dolaşımı hızlandırdığı için çatlak tedavisinde kullanılabilir, dokuların yeniden yapılanmasını sağlar.
Krebs siklusundaki (enerjinin oluşum mekanizması) sırasında çıkan karbondioksit gazları ile negatif tepki göstererek lipolitik aktiviteleri (yağ yakımı) uyarır. Böylece bölgedeki yağların yakımı başlatılmış olur.
Hangi Amaç İçin Uygulanmaktadır?
Bölgesel incelme
Selülit tedavisi
Çatlak tedavisi
Dolaşım sistemini hızlandırma
Yağ yakımını uyarma
* Karboksiterapi uygulaması, en sık gün aşırı uygulanabilir. Bölgesel incelme amaçlı haftada 2 gün, selülit tedavisi amaçlı olarak gün aşırı uygulanabilir.
seanstan itibaren santimsel anlamda incelme görülür.
– 8. seansta gözle görülür halde incelme başlar.
seansta (1 kür) 1- 1,5 beden incelme görülür.
* Karboksiterapinin etkilerinden maksimum seviyede yararlanabilmek için tedavi mutlaka beslenme programı ile desteklenmelidir.

co-1140x771

Migren, beyindeki kan damarlarının gevşemesi ve daralması nedeniyle oluştuğu bilinen, çoğunlukla ataklar halinde gelişen, şiddetli baş ağrılarına neden olan nörolojik bir hastalıktır. Ataklar 4 saatten 72 saate kadar uzayabilen bir zaman zarfında olabilir. Türkiye’ de her 3 kadından birinde, her 6 erkekten birinde görüldüğü bilinmektedir. Migrenin kadınlarda erkeklere oranla 2 katı daha fazla görülmesinin nedeni, hormonal faktörlerdir.

Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre migren en fazla iş kaybının neden olduğu hastalıklardan birisi olmakla birlikte, verilere bakıldığında yılda 1 milyon okul günü ve 150 milyon iş günü kaybına yol açtığı görülmektedir.

Migren ağrılarının nedenleri kesin olarak bilinmese de bazı etkenlerin tetiklediği bellidir:

  • Stres,
  • Uyku düzeninin olmaması,
  • Işık,
  • Gürültü,
  • Aniden kafein alımını kesmek,
  • Hormonal değişiklikler,
  • İklim değişiklikleri,
  • Aşırı fiziksel aktivite yapmak,
  • Kişisel bazı alışkanlıklar,
  • Beslenme ve diyet faktörleri (az su tüketme, öğün atlama, bazı besinler vs.).

Migren ağrılarını tetikleyen etkenler, her gün yediğiniz bazı yiyeceklerden kaynaklanıyor olabilir…

Migren ağrıları başlamadan önce kişide uyuşukluk, göz kararması, gözde kaybolan ve parlayan ışıklar, keyifsizlik, huzursuzluk gibi belirtiler görülmeye başlar. İlerleyen zamanlarda ışığa tahammülsüzlük, koku hassasiyeti, anksiyete, uzun süren migren atakları, bazen mide bulantısı görülebilmektedir.

Hangi Besinler Maddeleri Migren Ataklarını Tetiklemektedir?

Tiramin:
Süt ürünlerinde, şarap, bira ve salamura gibi fermente besinlerde bulunur

Tirozin İçeren Besinler:
Peynir ve çikolata
Feniletamin İçeren Besin Grupları:
Turunçgiller, çikolata, kakao, kırmızı şarap
Histamin İçeren Besin Grupları:
Muz, domates, ıspanak, çilek, ananas, kırmızı et, eski peynir, balık ve kabuklu deniz ürünleri, çikolata ve bira
Nitrit ve Nitrat İçeren İşlenmiş Et Ürünleri:
Salam, sucuk, sosis, vb besinler
Sodyum Nitrat İçeren Besinler:
Tütsülenmiş besinler
Kafein İçeren Besinler:
Kahve ve kakao
Aspartam İçeren Besinler:
Aspartam içeren yiyecek, içecekler ve aspartam içeren light ürünler
Monosodyum Glutamat İçeren Besinler:
Besin etiketlerinde sodyum kazeinat, hidrolize protein veya bira mayası isimleriyle de bulunur. Örneğin hazır çorbalar, dondurulmuş besinler, soya sosu vb
Sülfitler İçeren Besinler:
Koruyucu olarak katılan turşu, patates cipsi, şarap bira, vb

Benzoik Asit İçeren Besinler:
Koruyucu katkı maddeleri

  • Besin alerjilerinin de migreni tetiklediği bilinmektedir. Besin alerjisi olan kişilerin daha fazla serotonin ve histamin salgılamaları sonucu migren atakları da etkilenmektedir. Kişiye alerji yapan veya sindirimde problem yaşatan besinlerin diyetten çıkarılmasıyla migren ataklarının da azaldığı belirtilmektedir.
  • Kırmızı şarap, beyaz şaraba göre daha fazla histamin salgılanmasına neden olur. Bu nedenle kırmızı şarabın beyaza göre tetikleyici etkisi daha fazladır.
  • Histamin salınımını artıran besinlerin diyetten çıkarılması ve gerekirse B6 ve C vitamini desteğiyle ataklar azalabilmektedir.
  • Migreni olan kişilerin magnezyum seviyesi düşük olabilmektedir. Magnezyum eksikliği de baş ağrılarını tetikleyebilmektedir. Bu nedenle diyette magnezyum takviyesine başlanabilir veya magnezyum yönünden zengin besinler beslenmede yer alabilir (badem, karabuğday, esmer pirinç, ton balığı, çavdar unu, buğday unu, keten tohumu vs.).
  • Bazı araştırmalara göre zencefil tüketimi migren ataklarını azaltabilmektedir. Günlük veya ağrı başlayınca zencefil tüketimi antienflamatuar etkisiyle faydalı olabilir.

Kısaca En Çok Migren Ataklarını Tetikleyebilecek Besinler:

  • Peynir
  • Alkollü içecekler (bira, şarap, viski)
  • Sakatatlar (karaciğer, beyin, böbrek, işkembe)
  • Sucuk, salam, sosis, pastırma gibi şarküteri ürünleri (sodyum nitrat içerirler)
  • Hazır et ve tavuk suyu tabletleri (monosodyum glutamat içerir)
  • Deniz ürünleri (kalamar, karides, midye vs)
  • Konserve besinler
  • Turunçgiller (portakal, mandalina, greyfurt, limon)
  • Yağlı ve baharatlı yiyecekler
  • Kafeinli içecekler (çay, kahve, asitli içecekler)
  • Çikolata
  • Bakla
  • Maya

Hangi Besinler Güvenlidir?

  • Sebzeler,
  • Yumurta,
  • Meyveler (elma, armut, kivi)
  • Melisa ve papatya çayları

Migren, immünolojik mekanizmalar ile yakından ilişkilidir. İmmünolojik reaksiyonlar; Ig E (besini tükettikten sonra oluşan klasik besin allerjisi sonucu açığa çıkan immün ajan) veya Ig G (besini tükettikten 2 – 120 saat içerisinde açığa çıkan besin allerjileri sonucu kanda görülen immün ajan) ile tespit edilir. Yapılan çalışmalarda Ig E’lerin migren ataklarında rolü görülmemiştir. Ig G mekanizmasının ise migrenle yakından ilişkili olduğu görülmüş, çalışmalarda migren hastalarının %90’nında besin intoleransı olduğu saptanmıştır. Besin intoleransında 2 ayrı mekanizma migren ataklarına sebep olmaktadır;

  1. Besin intoleransınız varsa ve bu besinleri sürekli tüketiyorsanız vücudunuz bu besinleri bir yabancı ajan, mikrop gibi algıladığı için sürekli bağışıklık sisteminizi çalıştıracaktır, bağışıklık sisteminin sürekli çalışması bağışıklık sistemi ile ilişkili olan migren ataklarına sebep olacaktır.2. Besin intoleransları beyinden serotonin hormonunun salınımını azaltmaktadırlar. Çalışmalarda migren hastalarında da serotonin hormonunun eksikliği gözlenmiştir. Eğer besin intoleransınız olduğunu bilmeden intolerans olduğunuz besinleri tüketirseniz beyinden serotoninin salgısının azalmasına neden olacaktır, böylelikle de migren ataklarına sebep olacaktır.Yapılan çalışmalar, bugün tüketilen besinlere dikkat edildiği taktirde migren ataklarının % 30 oranında bir azalma kaydettiği görülmüştür.

Neler Yapılmalı?

  • Düzenli bir uyku düzeni olmalıdır.
  • İçerisine ne katıldığı, doğal olup olunmadığı pekiyi anlaşılamayacağı için mümkün olduğunca dışarıda yemek yenmemelidir.
  • Susuz kalınmamalıdır.
  • Kişiyi olumsuz etkileyecek yaşam tarzı alışkanlıkları mutlaka değiştirilmelidir.
  • Stresten olabildiğince uzak durulmalıdır.
  • Migren günlüğü tutulmalıdır, ağrıların sıklığı, süresi yazılmalı, özellikle o gün tüketilen besinler analiz edilmeli, her besin en az bir haftalığına beslenme düzeninden çıkartılmalıdır. Bu şekilde kişinin migrenini tetikleyecek besinler analiz edilebilir.
  • Kişiyi yormayacak düzeyde, haftada en az 3 gün düzenli egzersiz yapılmalıdır.
  • Mutlaka nöroloji uzmanına danışılmalı, ağrıların sebepleri saptanmalıdır.
  • KOAH, obezite, diyabet gibi bazı hastalıkların tedavi edilmesinin sonucunda da migren ataklarının hafiflediği bilinmektedir. Bu nedenle kişiler diyetisyen kontrolünde sağlıklı kilo aralığına gelmeli, dengeli beslenmelidir.
  • Migren ataklarının başladığı bölge kaslarına uygulanan botox enjeksiyonlarının migreni % 50’ den fazla oranda azalttığı bilinmektedir.
  • Ramazan ayında uzun süre açlık ve susuzluk yaşandığı için kişiler mutlaka doktor kontrolünde oruç tutmalıdır.

2015 © Tüm Hakları Saklıdır - Nutra System Polikliniği